KifiSanat'ın yeni içeriği, farklı konularda o konunun ilgililerine ve tanınmış kişilerine ilgi çekici ve yanıtları faydalı olabilecek sorular sormak ve yanıtları derlemek... Edebiyatseverler, yazarlar ve KifiSanat yazarları sizler için yanıtladı.

Onur Bütün

Küçük Hanımefendi’nin Edebiyat Atölyesi, Ekim-2008’de İstanbul’da Amargi bünyesinde, yirmi bir kadınla on beş günde bir toplanmaya başladığında, Türkiye’deki ilklerden biri gerçekleşiyordu. Türkiye’nin uzun erimli feminist edebiyat eleştirisi atölyelerinden belki de en önemlisi çalışmaya başlıyordu. Akademi dışında, çalışacakları metinleri kendileri seçen, edebiyatçı Aslı Güneş’in önerisiyle bir araya gelen kadınlar, Kadınlar Dile Gelince/Küçük Hanımefendi’nin Edebiyat Atölyesi adlı kitaplarına kolektif bir Önsöz de yazmışlardı. Velhasıl kelam, atölye çalışmaları hacimli ve nitelikli bir metne dönüşmüştü. Bu türden bir çalışmanın-kitaba dönüşmüş olması bağlamında-Türkiye’de pek de örneği olmadığı için “Belki de en önemlisi” vurgusunu yaptım. Bir yayınevim olsa bu kolektif çalışmayı tekrar basardım, maalesef kitabın baskısı yok.

-Onur Bütün


Jacques Stephen Alexis’in “L’espace d’un Cillement” adlı kitabını yayınlardım. İngilizceye “In the Flicker of an Eyelid” olarak çevrilen kitabın Türkçe adı “Göz Açıp Kapayıncaya Kadar” olurdu sanırım. Haitili yazar Jacques Stephen Alexis büyülü gerçekçiliğin temellerini atanlardan biriydi. Sovyet Yazarlar Birliği üyeliğine kabul edilmiş, Mao tarafından Çin’e davet edilmiş bir komünistti aynı zamanda. Tüm bunları 39 yıllık bir ömre sığdırdı çünkü ülkesindeki diktatörlük tarafından işkencede öldürüldü. Capcanlı bir anlatıma sahip olan L’espace d’un Cillement, odağına Haitili bir seks işçisi ile Kübalı bir işçi arasındaki aşk ihtimalini aldığı kadar ırkçılık, kadın sorunu, faşizm gibi konulara da değiniyor.

-Arif Mutlu


 Anaerkil topluma dair çalışmaları ile yazın dünyasında yerini alan Heide Göttner-Abendroth ‘un “The Dancing Goddess” ve “The Goddess and Her Heros” isimli kitapları dilimize ne yazık ki çevrilmedi. Feminist yazında önemli bir yeri olduğunu düşündüğüm bu eserler bence dilimize kazandırılmalıdır.

 Alman bir feminist olan Abendroth’un kurucusu olduğu “ International Academy for Modern Matriarchal Studies and Matriarchal Spirituality”, Merlin Stone tarafından yazılan “ When God is a Woman” (1970) eserinden hareketle ikinci dalga feminizmin temelleri üzerine inşa edilmiştir. Bu noktada kadın haklarıyla sınırlı kalmayan ve bütüncül olarak bu konuya eğilen bu perspektifin ülkemizde tanınmadığı fikriyle bu üç eseri kendi yayınevimde, incelemeleriyle birlikte yayınlamayı isterdim. Böylelikle “ koruma” amacı güden dahil olmak üzere her türlü cinsiyetçiliğin ve kadını ötekileştirmenin irdeleneceği bir zihin ortamının Türkçe olarak okura sunulmuş olacağı kanısındayım.

-Ezgi Göktaş


Bir yayınevinin olsaydı, ilk basacağım kitap Selçuk Baran’ın “Yelkovan Yokuşu” olurdu. Selçuk Baran’ın dile olan hakimiyeti ve yeni arayışlara girmesi çok ufuk açıcı. Özellikle yeni dönem öykücülüğün tekrardan gündeme gelmesi açısından. Roman ve öykü yazan veya yazmaya henüz karar verenler mutlaka Selçuk Baran’ı okumalı diye düşünüyorum.

-İbrahim Varelci


Julio Cortazar’ın Las armas secretas Gizli Silahlar kitabını basmak isterdim. Los buenos servicios İyi Hizmetler adlı öyküsü özellikle okudukça derinleşen şaşkınlık verici bir dehanın ürünü gelir bana. Kapağını bile hayal ederim ara ara 🙂

Tabii Takipçi adlı öyküye de değinmeden edemem. Yazın sanatın belki en çıplak savunmasız hali olabilir bu öykü de.

Cortazar tekinsizliği kadar arzu yaratan çok az şey vardır diye düşünüyorum.

-Deniz Karanfil


Eğer bir yayınevim olsaydı büyük ihtimalle bilim kurgu ağırlıklı kitaplar basardım. İlk kitap olarak ise Ray Bradbury’nin Mars Yıllıkları isimli bilim kurgu öykülerini basmak isterdim. Bana göre bu kitap Bradbury’nin en muhteşem eseri. Birbirinden bazen bağımsız, bazen de birbirleriyle alakalı olan muhteşem hikâyeler mevcut. Korku, komedi, yalnızlık, gerilim, psikoloji, absürdizm… Hepsi mevcut bu öykülerde. Marslıların telepatik yönleri ve bu güçlerini Mars’a gelen insanlar üzerinde değişik şekillerde kullanmalarının yanı sıra, uçan ve yuvarlak mavi toplar şeklindeki Marslılarla da karşılaşabilirsiniz. Eğer Douglas Adams’ın Otostopçu’nun Galaksi Rehberi’ni okuduysanız Mars Yıllıkları’ndan az biraz esinlendiğini de görebilirsiniz.  Üstelik dil olarak hiç de ağır değil. Sade ve yalın bir dili var.  Bilim kurgu edebiyatına yeni başlamak isteyenler için harika bir başlangıç. 

Son olarak çok gereksiz bir bilgi vermek istiyorum; Solaris isimli Macar Progressive Rock grubunun bu kitaptan esinlenen bir albümü mevcut. Albümün ismi “Marsbéli Krónikák”, yani Mars Yılllıkları. 1984 çıkışlı bu prog albümü, en sevdiğim albümlerden birisidir. Buradan dinleyebilirsiniz.

-Abdullah Ataş


Bu soruya biraz kaçamak yanıt vermek istiyorum. Öncelikle Türk Edebiyatının Oğuz Atay, Sabahattin Ali, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Atılgan, Orhan Pamuk gibi isimlerinin kitaplarını klasik ciltli bir özel baskıyla sunmak isterdim. Koleksiyonerler için çok keyifli bir seri olurdu.

Soruya pek uymuyor ama bilinen bir yayınevi ise etkili bir değerlendirme olmak kaydıyla yeni yazarlar için ayrı bir seri yapardım. Böylece hem yeni emek ve yeteneklerin karşılığını bulması sağlanırdı hem de edebiyatımızda yeni soluklar, yazarlar arayan okurların keşif konusunda işi kolaylaşmış olurdu. Umarım bunu yayınevlerinden görebiliriz.

-Muzaffer Şen


Eğer bir yayınevim olsaydı genellikle bilimkurgu-fantastik tarzı kitaplar basmak isterdim. Basmak istediğim ilk kitap ise Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya kitabı olurdu. Okuduğum kitaplar arasında bende en çok etkiyi yaratanın bu kitap olduğunu düşünüyorum. Kitapta Huxley, ileri görüşlülüğünü oldukça konuşturmuş. Distopik bir atmosfer mevcut fakat kitabı okuduğunuzda anlıyorsunuz ki yaşadığımız çağla birçok benzerliği bulunuyor. Kitabın 26. Yüzyılda geçtiğini düşünürsek yavaş yavaş Huxley’in romanda bahsettiği distopik dünyaya evriliyoruz gibime geliyor.

Aynı zamanda Cesur Yeni Dünya için Latince “harika iş” anlamına gelen Huxley’in magnum opus’udur deniyor. Ek olarak kitabın adı BRAVE NEW WORLD fakat sheakespeare zamanında BRAVE kelimesi “güzel” anlamında kullanılıyordu. Kitabın asıl anlamı GÜZEL YENİ DÜNYA’dır.

-Batuhan Kılıç

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...