Düşler, Tutkular ve Suçlar diye Türkçeye çevrilen film, Kasım 2018’de kaybettiğimiz ünlü İtalyan yönetmen Bernardo Betolucci’nin 2003 yapımı bir filmi. Neden önerildiğini spoiler vermeden açıklamaya çalışacağım.

Başroldeki genç Amerikan öğrencimiz (Michael Pitt), 1968’in Paris’inde 2 kişiyle tanışır ve olaylar gelişmeye başlar. Öyle aşırı aksiyon olmayan, az sayıda mekanda geçen bir film olduğundan içeceğinizi alıp arkanıza yaslanıp rahatça izleyebilirsiniz. Derinlik bakımından da fazla yoracak bir film değil, bu açıdan keyifli de. Ayrıca filmde cesur sahnelerin olduğu uyarısını da yapmalıyım siz nerede ve kiminle izleyeceğinize karar vermeden önce.

Filmin keyifli bir noktası, sahnelerin güzelliği. Mekan ve renkler o kadar uyumlu ve büyüleyici ki kimi zaman filmi durdurup sahneyi izleyebiliyorsunuz. Hatta filmi tekrar izleyip ekran görüntüleri ile filme özel bir albüm yapmayı düşünmüyor değilim. Bu özelliğiyle film, Bertolucci’nin diğer yapıtlarını izlemeye teşvik ediyor insanı.

İyi seyirler.

Filmi İzleyenler İçin… (Spoiler kalkanı devre dışı)

Filmi yorumlamak takdir edersiniz pek kolay değil. Bazı sahnelerde bahsedilen filmlerin karakterler üzerinde etkili olduğu ve bir anlam ifade ettiği kesin ancak o filmleri izlemiş olmak için de sağlam bir sinefil olmak gerekiyor. Bu yüzden genel incelemeye giremeyeceğim. Yalnızca söylemek istediğim birkaç şeyi belirtip çekileceğim.

Filmin en beğendiğim yönlerinden biri cinsel sahnelerde cesur davranılmış olması. Bu filmin sevişme sahnelerinde kameranın saçma sapan açı değiştirip bir şeyleri göstermeme çabası içerisine girmesini, karakterlerin çıplak sahnelerde giyinik olduklarını ve bazı yerlerinin kesildiğini düşünsenize. Ne büyük kayıp olurdu! Sadece görsel ya da bir akış açısından değil, verilen anlam da değişir, epeyce seyreltilmiş olarak verilmiş olunurdu izleyiciye. İşte bu yüzden eğer gerekiyorsa cinsellik ve çıplaklığı verirken çekinmeyip cesur davranmak bir filmi başka noktaya taşıyan bir unsur haline geliyor. Yeri gelmişken Love’ın yönetmeni Gaspar Noe’ye de selam gönderelim.

Ayrıca şu yazının filmi beğenenlerin ilgisini çekebileceğini düşünüyorum, bir bakın derim.

Söyleyebileceklerim bu kadar. Umarım herkesin böylesine toz pembe bir yaşamı olur ve o taş hiç atılmaz.