HBO… Six Feet Under, The Oz, The Wire, The Sopranos, Boardwalk Empire, Game of Thrones Curb Your Enthusiasm, The Leftovers, True Dedective, Young Pope, Sex and the City ve en son armağanları arasında olan Succession. Televizyon tarihinin en ikonik olan 15-20 serisinin belli bir kısmı yer alıyor yukarıdaki listede. Sadece ün olarak değil kalite olarak da üretilen bir çok içeriğin üzerinde olan yapımlar. Hepsini birbirine bağlayan nokta ise televizyon tarihinin belki de en iyi kanalı olan HBO. The Wire ile başlayan hükmetme çağı bu diziler arasında bayrak paylaştırılarak bugüne kadar getirildi. Yer yer Chernobyl, Band of Brothers gibi mini yapımlar ya da başlangıcı güzel olan Westworld gibi yapımlar çıktı arada. Game of Thrones sonrası gücünü kaybetmesi beklenen HBO, izleyici olarak belki kaybetmiş olsa da içerik olarak hâlâ gücünün doruklarında. Game of Thrones ile karşı karşıya geldiği için Yüzüklerin Efendisi olayına girmemeleri bile içeriğe verdikleri önemi ortaya koyuyor. Özellikle Netflix olsa da dünyanın genel olarak geri kalanı sürekli aynı kalite ve içerikte yemeği sunan fast food mekanı gibiyken HBO, Michelline yıldızına sahip aşçısı olan mekan gibi bakıyor tüm rakiplerine. 

Şimdi de çekimlerine Covid-19 dolayısıyla ara verilen Succession hakkında konuşalım biraz. 

HBO, bundan yaklaşık 3 yıl önce, dizinin yaratıcısı Jesse Armstrong ile masaya oturup içerik üretimi konusundan anlaşmıştı. İngiltere’nin en uzun soluklu sit-comlarından olan Peep Show’un (2003-2015) yaratıcısı konumunda olan ve politik mizah içerikli Thick of It dizisinin yazar kadrosunda yer alan Armstrong, bu dizinin spin-off filmi olan In the Loop’unda yazarı konumundaydı. Oscar adaylığına kadar yürümüştü hatta filmle. Armstrong, Succession için masaya oturduğunda ise bu ikisinden geriye kalan mizahın mirasını kucaklayıp, üzerine dram ve güç savaşları ekleme yolunu seçmişti. Hatta ikisinden geriye kalan kamera kullanımı, yüze odaklı hareketli yakın çekimler, salt duygu aktarımı vs. Succession’ın parçası haline gelen yapılardan yine. Diğer ikisi kadar sık başvurulmasa da bu kullanıma.

Armstrong’un çok iyi bir iş yürüttüğü ortada fakat diziye kendisinden sonra en büyük katkıyı sunan ise günümüzün neo-liberal ekonomisi ve sahipleri ile çağın hem politik hem de medya alanlarında oluşan tüm olayları. Hikâyenin Trump ailesinden, CBS kanalının sahibi Redstones ailesinden uyarlandığını söyleyenler çıkmıştı ilk bölümler yayınlanırken, süreç biraz daha uzadığında ise Fox kanalının sahibi Murdoch ailesine dair daha çok iz taşıdığı savunuldu. Hatta, baba karakteri Logan Roy’ı canlandıran Brian Cox, bir kafede kahvesini içerken, yanına gelen bir adam diziyi hem kendisinin hem de eşinin çok sevdiğini fakat eşinin izlerken aynı zamanda üzüldüğünü söylemiş devamında da dizide kızı olan Shiv Roy karakterine çok yüklenmemesini rica etmişti. Hikâyede bahsedilen eş Rupert Murdoch’un en büyük kızı Prudence Murdoch, Succession tabiriyle Shiv Roy. Succession ana temasını Murdoch ailesinden alıyor gibi dursa da sadece onlardan alıyor demek yanlış olur. En büyük oğul Connor Roy üzerinden işlenen çok bariz bir Trump portresi var nitekim ikinci sezon. Gücünü sadece birinden alıyor demekten çok hepsinden besleniyor desek daha doğru olur. 

[Our father] hath ever but slenderly known himself.

Shakespeare’in King Lear kitabından kızı Regan’ın ağzından çıkan bir cümle. Babasının artık kendine bile yabancılaştığı, güçten düştüğünü anlatan bir ifade. Succession’ın Kral Lear’ı hiç şüphesiz Logan Roy. Çevresini veya iş dünyasını yönetirken yaptığı yanlış değerlendirmeler yok Logan karakterinde fakat Kral Lear’ı ölüme sürükleyen zehir var. İki karakterde kendi ailesini yönetirken mutlak bir güç noktası olma arzusuyla dolu. Bundan dolayı ikisi de kendi evlatlarını yanlış değerlendiren karakterler. Kral Lear’ı ölüme sürükleyen zehir Logan’ı da sürükler mi bilinmez ama kendi sonunu getirecek en büyük alan gibi duruyor. Üstelik ailenin işi devralmak için en uygun isim olan Kendall, Shakespeare’in evlatlarına has bir hırs ile doluyken. 

Dizinin biraz da işleniş biçimine gelecek olursak, her sahne, başka bir şekilde bir güç savaşı, bir güç gösterisi olarak ayarlanmış. Gerilim ile geçmeyen, sadece birbirinden hoşlanan iki karakterin yan yana olduğu tek bir sahne yok gibi. Kendall’ın iş görüşmesine giderken giydiği spor ayakkabıya, üç kardeşin basın önüne çıkarken ne giyeceklerini söylememelerine kadar dizinin her sahnesi bir başka güç oyunu. Giyim konusunda olan birçok güç savaşını kazanan isim, Kendall Roy şüphesiz.  Basın toplantısında giydiği Fransız moda devi Lanvin’e ait ayakkabılar bile sahnede multi-milyoner olan tek ismin kendisi olduğunu ifade eder gibi. Sürekli sade bir giyim tercih etse de, takım elbiseyle dolandığı sürecin dışında da sahneye giyimiyle ağırlık koyuyor. İkinci sezon kullanmaya başladığı motorsiklet bile bir güç oyunu onun için. Bu oyundan kaçışının, kafa dağıtmasının yolu ise uyuşturucu. Stephen King tabiriyle; en büyük laneti ve en büyük kurtuluşu ise her zaman babası.

Her şey bir güç oyunu demiştik, Roy kardeşlerin kuzeni olan Greg’i alalım. Dizi başladığında taksiye bile verecek parası olmayan Greg, ikinci sezonun sonunda, dönen tüm bu kargaşanın arasında, savaşın ilk cephesini kazanan isimle yan yana duruyordu. Yer aldığı bir çok sahnede oynadığı salak rolü de kendisinin güç oyunu. En küçük kardeş olan ve askeri okula gönderilen Roman için; umursamazlık bir güç oyunu, yara almıyor gibi durmak, herkesten zekiymiş gibi davranmak kendi silahı. Logan’ın tek kızı ve aynı zamanda en sevdiği çocuğu olan Shiv ise, ailesinin dışında ayakta kalan ve gücünü ordan alan bir isim. En azından ilk sezon. Shiv’in asıl yaralarına, zaaflarına ve en büyük arzusuna; ikinci sezon ile birlikte bir bakış atıyoruz.

Dizinin ara satırlarında, aileyi oluşturan yapıların temelinde yer alan Shakespeare havası, Armstrong usulü bir mizah ile bir araya gelmiş Succession yaratılırken, yer yer o kadar koyu bir mizah anlayışı ki bu, güldükten birkaç saniye sonra üzmeye başlıyor insanı. Sevilecek veya nefret edilecek karakteri yok doğru düzgün, taraf tutmaya veya seçim yapmaya itmiyor, anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı klişesiyle, Hitler’den mi daha çok nefret ediyorsun yoksa Mussolini’den mi, sorusu etrafında, iki uçta dolandırıyor dizi. Asıl güzelliği ise bu dengesini hiçbir zaman kaybetmemesi. Tam sevmeye başladığınız karakter inanılmaz kötü bir hamle yaparken güç adına, nefret ettiğiniz karakter bu hamlenin bir diğer ucunda bir şeyler yapmış oluyor çoğu zaman. Tüm bunlar bir yana, her karakterin en büyük düşmanı her zaman kendisi oluyor. Dizinin sonu nerelere götürür bizi bilinmez ama en azından ilk iki sezonda, hemen hemen tüm karakterlerin, kendilerinin ip ve sandalyesi olduğunu gördük. Her bölüm bir başka yara açtılar kendilerinde, her bölüm farklı bir güçle hareket ettiler. Protagonist veya net bir antagonist yok. Her bölüm farklı dinamiklerle tanımlanıyor bu roller. Hikâyesini buna bağlı olarak ayakta tutuyor.

Neo-liberal ekonominin sürekli para kazanma yanlısı tavrı, bunun uğrunda her şeyi mübah gören bağışlayıcı tanrıyı oynaması, Succession’ın ana parçalarından. “No RPI” yani “not real person involved” ile kastedilen de bu dünya aslında. Gücü elinde bulundurmayanın birer rakam hâline geldiği bir dünya. Bu kavramın içine bazen göçmenler, bazen hayat kadınları, bazen alt kademe şirket çalışanları girse de Kendall Roy’un hikâyesi üzerinden düşündüğümüzde asıl kastedilenin ekonomik olarak alt sınıfta olan herkes olduğu ortaya çıkıyor. Dünyanın %95’i, belki de daha fazlası, “not real person” tanımının içinde Roy imparatorluğuna göre. 

Yayıncı kuruluşu Netflix olsa veya Türkiye’deki yayıncısı konumunda olan Bein, yayıncısı olduğu tüm HBO dizilerine yaptığı gibi tüm korsan sitelerden kaldırmasa, tıpkı dünyanın geri kalanında olduğu gibi bizde de en çok konuşulan dizilerden biri hâline gelmişti şimdiye kadar çoktan Succession. Türkiye’nin büyük bir kitlesi için keşfedilmeyi bekleyen elmaslardan henüz bu yüzden. Aldığı Golden Globe ve Independent Spirit ödüllerinin yanına, şu anda favori konumunda olduğu 2020 Emmy ödül töreninden ekleyeceği  birkaç ödülle de Türkiye içinde de hak ettiği yere gelecektir tahminimce. Ülkemizin ekonomik çarkını yöneten dişliler çalışmak, geriye kalanlar ise kişisel bir karantina ilan etmek zorunda şu dönem, en azından yönetim sınıfımıza göre öyle. İsteğe bağlı bu karantina döneminin en kıymetli keşiflerinden olabilir Succession izlemeyenler için. David Fincher’in The Game filminin etkisiyle ve Roy kardeşlerin yetiştiğini ortamı tanıtmak için oluşturulan, üstelik Nicholas Britell’in dizi için yaptığı besteyle süslenen yaklaşık 90 saniyelik açılış sekansı ise dizinin bir diğer güzelliği. 

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 4.3 / 5. Oy sayısı: 3

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...