Stefan Zweig’ın eserleri, hak ettiği saygı ve takdir ile Zweig’ın ölümünden çok sonra buluşabilme fırsatı bulmuştur. Modern klasikler olarak adlandıran alanda usta kalemlerden biri olan ve belki de başı çeken Zweig’ın eserini incelemeden önce çalkantılı hayatından bahsetmek yerinde olur.

Varlıklı ve kültürlü Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Viyana’da dünyaya gelen Stefan Zweig, küçük yaşlardan itibaren edebiyat ve kültür dersleri almasının yanı sıra üniversitede de felsefe eğitimi görmüştür. I.Dünya Savaşı sırasında gönüllü olarak orduya katılmış, savaş arşivi memuru olarak görev almıştır. Bir gazeteci ve yazar olan Stefan Zweig, başlarda savaşı desteklemesine rağmen Galiçya Cephesinde yaşanan acıları gördükten sonra savaşın anlamsız olduğuna karar verip pasif bir tutum sergilemiştir. Savaştan döndükten sonra Avusturya’ya yerleşmiş ve Frederike Von Winternit ile evlenmiştir. Yaklaşık yirmi yıl Avusturya Salzburg’da yaşayan Zweig’ın en verimli yılları, bu yıllar olmuştur. İşte bu verimli yıllarında ortaya koyduğu eserlerden biri de Olağanüstü Bir Gece.

Kitapla ilgili görüşlerimi belirtmeden önce, son olarak, Zweig’ın hayatının son demlerine de değinmek isterim. Hitlerin egemenliği ve nüfuzu arttıkça Yahudi asıllı Zweig kara listeye alındı. Nazi fikirlerine ters düşen görüşleri olması nedeniyle Zweig’ın eserleri de yakılan kitaplar arasında yer alıyordu. Gestapo’nun evini basıp silah araması yapması, Zweig için bardağı taşıran son damlaydı ve bu baskının ardından Londra’ya taşındı. Bu sırada ilk eşi Frederike’den ayrıldı ve bir yıl sonra Portekiz’e Yahudi genç sekreteri Lotte Altmann ile gitti. Zweig, Altmann ile evlendikten sonra, Hitler ordusunun batıya ilerleyişinden oldukça endişelendiği için eşiyle birlikte sırayla New York’a, Arjantin’e, Paraguay’a ve Brezilya’ya gitmiştir. Avrupa’da yaşanan trajedi karşısında hayal kırıklığına uğrayan Zweig, kendi dünyasını bir daha oluşturamayacağı düşüncesi içerisinde eşi ile uyku hapı içerek intihar etmiştir.

Karakter Seçimi

Zweig kitaplarında alışkın olduğumuz anlayışa göre bir olayın bariz bir karakteri olmasına rağmen Zweig, yan karakterin hikayesini anlatırdı. Ancak bu kitap oldukça farklı başladı. Kitabın ilk paragrafında belirttiği üzere yazar, Avusturya hafif süvari alayında görev alan ve çatışma sırasında şehit düşmüş olan Baron Friedrich Michael von R.’nin yazılarının mühürlenmiş bir şekilde kendi yazı masasında buluyor. Herhangi bir ilave ve değişiklik yapmadan bu yazıları bizlerle paylaşıyor.

İlk paragrafta anlatıcı yazar iken,  anlatıcı değişikliği ile diğer paragraftan itibaren Baron Friedrich Michael von R.’nin anlatımına şahit oluyoruz. Burjuva kademesinden gelen Baron Friedrich’in epey rahat bir hayatı var. Hayatı boyunca hiç para sorunu yaşamamış ve bundan sonra çalışmasa bile bitiremeyeceği kadar çok parası olan Baron Friedrich’in mütevazı sayılabilecek zevkleri mevcut. Eşsiz, nadide ve antika parçaları toplamak bunlardan biri. Küçük şeyler (!) onu mutlu etmeye yetebiliyor. Ta ki duygusal iktidarsızlık* yaşamaya başlayana kadar.

*Bu mükemmel tamlama, karakterin içinde bulunduğu durumu anlatmak için Zweig’ın usta kaleminden çıkmıştır.

Konusu-İşleyişi

Spoiler içeren bilgiler vermeden genel olarak bazı felsefi soruları sorgulayacağımız, kitaba da ucundan kıyısından dokunacağımız bir bölüm olacağını belirterek başlayalım.

Hikayenin henüz çok başlarında (ilk sayfalarında) Baron Friedrich, yaşadığı olayları anlatmaya çalışırken yazı yazmanın zorluğuna değiniyor. Kelimeleri doğru bir sırada dizme endişesinden, sanatsal bir yeteneğinin olmayışından, deneyimsizliğinden gem vuran Friedrich’in kaygısı adeta habitatında dile getirilmiş ve bu da daha ilk sayfalardan okuyucuyu içine alan bir kitap olmasına yardımcı olmuş. Okuyucudaki beklentileri bir nebze olsun aşağılara çekmek amacıyla olayı sıradanlaştırma çabası da gözden kaçmıyor. Altı saatlik bir olayı anlatacağını belirtirken bile bu bayağılığı hissedebiliyorsunuz.

Friedrich’in yaşadığı bu altı saatlik olayı anlatma sebebi ise bir hayli ilginç. Başkalarının okuması için yazma gayesi olmayan Friedrich, sadece olayları bir kez daha yaşamak istediği için, içselleştirip hiçbir anını unutmamak için, kısacası kendisi için yazıyor.

Her şeye sahip olabilecek statülü bir adamın olağan dışı bir şekilde tutkusuz olmasını bekler miydiniz? Olaylara, dahası sıradan olmayan, insanları yürekten etkileyen olaylara karşı duyarsızlaşan ve duygusuzlaşan karakterimiz içinde bulunduğu durumu şu kelimelerle ifade ediyor: “…benim varoluş biçimimde de dikkat çekici hiçbir şey yoktu ve en çok hoşuma giden yanı da buydu.” Bu uyuşukluk durumunun sebebi olaraksa varoluşundan tüm çelişkileri çıkarması sonucu çelişki yokluğunun canlılığını söndürdüğünü söylüyor. Hayatımızın her aşamasında karşımıza çıkan ve çoğunlukla rahatsız olmamıza sebep olan çelişkiler, aslında bizi var eden, bizi biz yapan şeyler olabilir mi?

Friedrich, duygu felcinin üstesinden gelebilmek için farklı anlarda, farklı yerlerde hislerini aramasına rağmen hiçbir yerde aradığını bulamamaktadır. Ta ki kötülüğün erotizmini tadana kadar. Kötücüllüğün hazzı ona öylesine bir his tattırmıştır ki burjuva ahlakının Friedrich için hiçbir önemi kalmamıştır. Hala haz duyabilmenin heyecanı içerisinde duygularının ölmediğini, felce uğradığı konusunda kendini inandırmıştır. Erotizm heyecanının kısa sürede utanca dönüşmesi, çocukken sahip olduğu ‘temiz kalma’ hissine yaptığı ihaneti gün yüzüne çıkartmıştır. Belki de bunların sorumluluğu ait olmadığı bir hayatı yaşıyor oluşundadır. Şu an yaşadığı hayatın ahlak kurallarına aykırı davranıyor oluşu, seçkin tabakanın onu dışlaması ve garipsemesi utanç duymasına sebep oluyor olamaz mı? Burada sözünü ettiğimiz birkaç kelam, pek tabii ki okurken aklıma düşen sorulardan daha fazlası değil.

Birkaç sorgulamanın ardından Friedrich’i huzurlu uykusunda rahat bırakacağım. Dibe vardığında, bir yolculuğun son noktasındayken bundan daha da aşağı sayılabilecek bir durum var mıdır? Dipte olmaktan haz duymak, çökmüşlüğün içine çocuksu hazlarla gömülme hissi, daha da kötüsü olabilir mi? Peki öğrendiğimiz ahlak normlarını bir kenarı bırakarak şu soruyu yanıtlayabilir misiniz: Tehditle alınmış bir para karşılığında teşekkür etmek masumiyet göstergesi olabilir mi? Yöntemin yaşam normlarına uymuyor oluşu o insanı mutlu etmediğiniz ya da o insanın mutlu olmayı hak etmediği anlamına gelir mi?

İnsanın kendini anlamasının, kendi uyanış mucizesinin edebiyatın incelikleri ile birleştiği mükemmel bir eser olan Olağanüstü Bir Gece, hayatınıza ve bakış açınıza birçok şeyi katarken bir o kadarını götürecektir.

Zweig’ın benzetmeleri ve betimlemeleri öylesine etkileyici ki okurken bir süreliğine hikayeden uzaklaşıp yazarın ustalığını anmadan geçemiyor insan. Okuyucuyu yormadan, doğal ve akıcı sözcük dizisi kullanarak okuyucunun yaşadığını düşündüğü anılara atıflar yaparak benzetmeler yapmaktan da çekinmiyor. Böylesine hayatın içinden, özünden anıları anlatabiliyor olması yazarın gözlem gücünü de ortaya koyuyor. Kelimeler birbirini kovalarcasına öylesine ahenkle ve coşkuyla kaleme alınmış ki bu akışa kendinizi bırakırsanız yazar ile birlikte, bilinmeyen diyarlardaki tanıdık duygulara şahit olabilir, hatta belki de Şirinleri görebilirsiniz. Kim bilebilir ki?

Altı Çizili Birkaç Yer

Her bölümde olduğu gibi bu bölümde de spoiler tehdidi oluşturan bir durum bulunmamakta.

“…Kendi içime bir sağanak gibi yağmanın, şimdiye kadar yaşadığım en derin rüyanın tatlı kucağında rahatsız edilmenin öfkesiyle irkildim.

“…Ama daha siz beni dışlayamadan ben sizi dışladım, bugün öğleden sonra, benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, pistonların üstünde duygusuzca kayan ve kendi etrafında kibirle dönen o büyük mekanizmada sessizce çalışan bir çarktım ben de. Hiç bilmediğim bir uçurumun içine düştüm, yine de o bir saatin içinde sizin aranızda geçirdiğim kaskatı yıllardan çok daha canlı hissettim kendimi.

“…yabancı dudaklardan kahkahalar içiyordum…”

“…Dik, karlı bir yamaçtan aşağı kızak üstünde büyük bir hızla kayarken bir dönemeçte savrulmuşum, ölüm korkusu bir şekilde hız sarhoşluğunun hazzına karışmış ve ben fren yapmak yerine başım dönerek, ama yine de bilinçli bir güçsüzlük içinde kendimi iradeden yoksun bir halde düşüşe teslim etmişim gibi bir duygu içindeyim.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...