Sinema tarihinin en iyi dönemi 1940-1960 arası yaşanan Hollywood’un altın çağı (golden age) mı? Yoksa Andre Bazin öncülüğünde gelişen kuramsal sinemanın, sinema eleştirmenliğinin sonucu olarak Fransız Yeni Dalga (1960lar) akımı mı? Peki ya western türünün hakim olduğu dönemler (1960-1970ler). Alman dışavurumculuğu (Birinci Dünya Savaşı sonrası), İtalyan Gerçekçilik akımı (1940lar), Yeni Gerçekçilik akımı (1970ler), giallo türü korku (1960-1970ler), Şarlo ve Buster Keaton isimleriyle anılan Slapstick türü komedi (1920-1940), Hollywood (1940lar) ve Fransa’nın (1970ler) film noir dönemleri,  İkinci Yeni Dalga (1980ler), İran Yeni Dalga akımı (1980-…) bu dönemlerin tümü birbirinden kıymetli olsa da, tarihsel olarak baktığımızda hepsi iç-içe geçen, birbirinden ve tarihten etkilenerek oluşan dönemler. Bu yüzden birbirinden ayırmak, ayrı değerlendirmek oldukça zor. Bu yüzden sinemayı, içerik olarak değil de, dönem olarak ayırmak için akımlar yerine on yıllık süreçlere bölmek daha mantıklı. Sinema adına iyi veya vasat olarak değerlendirebileceğimiz yıllarla dolu bir on yılı daha atlattık.

Bu on yıllık süreçte 2016 gibi sinema adına vasat yıllar da vardı, 2019 gibi bundan yıllar sonra sinema tarihinin en iyi yılı olarak kabul edilen 1999’a denk olma potansiyeline sahip bir yıl da. Belki Matrix gibi bir klasiğin başlangıcı olmadı bu yıl 1999 gibi ama devam filminin çıkacağı haberini aldık. Taciz vakalarının gün yüzüne çıkması sonucu Time’s up ve Mee too hareketi gibi sosyal medya üzerinden güçlenen, sektördeki kadın haklarına vurgu yapan hareketler doğdu bu on yıllık süreçte. Kadınların erkeklerle aynı işi yaptıkları için eşit ücretler talep etmeleri gibi bir anlayış doğurdu. Ödül dağıtımındaki eşitsizliğe, kadın yönetmenlerin göz ardı edildiğine vurgular yapıldı. Bu alanda daha yürüyecek çok yolumuz var ama bu da bir başlangıç. Marvel, gücüne güç katarak ilerledi. Scorsese gibi yönetmenler, haklı olarak, buna karşı çıktı. Sinemanın, sanat boyutunu kaybedip, sadece gişe için çekilen filmlerle dolmaya başladığına dair endişelerini dile getirdiler. Weinstein gibi ödüller satın alan bir isim artık tarih oldu. Onun yerine A24 gibi son yıllarda yükselen bir yapım şirketinin yanında, Netflix gibi devler sektöre hakim olmaya başladı. Artık internet çağı; sinema, sinema salonlarından izlenen bir olay olmaktan çıkıp, cep telefonu uygulamalarına hapsolmaya başladı dersek yeridir.

Kültürlere göre sinemanın dağılımına baktığımızda, uzakdoğu sineması bu dönemin en çok yükselişte olan sineması oldu diyebiliriz. Parasite, Shoplifters, Burning gibi filmlerin, özellikle Cannes gibi önemli festivallerden de hak ettikleri ilgiyi toplaması, bunların üstüne Tokyo Film Festivali’nin açılışını yapması, box office (gişe geliri) verilerinde dünyanın en gözde marketlerinden olan uzakdoğuyu, içerik üretme alanında gözde bölgelerden biri haline getirdi. Yanlış anlaşılmasın, uzakdoğu sineması içerik anlamında yeni-yeni belli bir kalite çizgisine ulaşmadı. Daha önceleri Kar Wai-wong veya Park Chan-wook gibi isimler üzerinden anılan alan; daha da geniş kitlelere, yeni isimlerle ulaştı sadece.

Sinema tarihinin en prestijli ödülü olarak gösterilen Oscar ise hala bildiğimiz gibi. A24 yapımı olan Moonlight filmine verilen Oscar ile kendi döngülerini yıkmış gibi dursa da Akademi, sonraki yıllarda dağıttıkları ödüller ile yeniden orijinal döngüsüne döndü. Weinstein yok ama Oscar hala reklam süreci en iyi yönetilen filme gitmeye, oyuncu ödülleri ise oynayan kişinin adaylık geçmişi ve canlandırdığı karakterin tarihteki yerine göre gitmeye devam ediyor hala. Evet, İkinci Dünya Savaşı hala ekmek yediriyor. Anlık bir kafa dağınıklığı sonucu ödülü Moonlight almış gibi duruyor burdan bakınca. Tüm bu eksilerine rağmen son birkaç yılda, aslen Amerikan olmayan yönetmenlere haklarını teslim etmeye başlamaları ise karnelerine artı olarak yazılabilecek olaylardan. Kobe Bryant’ın Dear Basketball ile kısa animasyon dalında ödülü alması ise benim için en güzel anı oldu Oscar ödül törenlerinin.

Türkiye adına konuşacak olursak eğer, Nuri Bilge Ceylan ülke tarihinin en iyi yönetmeni olduğunu ortaya koydu diyebiliriz. Bu on yılda birbirinden güzel üç film çıkartan (ki bunlardan biri ülke tarihinin en iyi filmi olarak gördüğüm Bir Zamanlar Anadolu’da) Ceylan, biriyle Cannes film festivalinin en görkemli ödülüne de uzandı.

Doğrularıyla-yanlışlarıyla, hayal kırıklığı ve beklenmedik çıkışlarıyla, keyifli bir on yıllık süreci geride bıraktık. Dikkate değer birçok filmi çıktı elbette ama bunların arasından kendimce en iyi olarak gördüğüm 25 filmi derledim.

2010’ların En İyi 25 Filmi

1- Carol, (Todd Haynes, 2015)
IMDB: 7.2, Kişisel Not: 10/10
2- The Social Network, (David Fincher, 2010)
IMDB: 7.7, Kişisel Not: 9.5/10
3- Holy Motors, (Leos Carax, 2012)
IMDB: 7.1, Kişisel Not: 9.5/10
4- Bir Zamanlar Anadolu’da, (Nuri Bilge Ceylan, 2011)
IMDB: 7.9, Kişisel Not: 10/10
5- Parasite, (Bong Joon-ho, 2019)
IMDB: 8.6, Kişisel Not: 8.5/10
6- Gone Girl, (David Fincher, 2014)
IMDB: 8.1, Kişisel Not: 9/10
7- Call me by Your Name, (Luca Guadagnino, 2017)
IMDB: 7.9, Kişisel Not: 10/10
8- La Grande Bellezza, ( Paolo Sorrentino, 2013)
IMDB: 7.8, Kişisel Not: 10/10
9- Dunkirk, (Christopher Nolan, 2017)
IMDB: 7.9, Kişisel Not: 9/10
10- The Master, (Paul Thomas Anderson, 2012)
IMDB: 7.2, Kişisel Not: 8/10
11- The Favourite, (Yorgos Lanthimos, 2018)
IMDB: 7.6, Kişisel Not: 9/10
12- 20th Century Women, (Mike Mills, 2016)
IMDB: 7.3, Kişisel Not: 9/10
13- Dolor y Gloria, (Pedro Almodovar, 2019)
IMDB: 7.7, Kişisel Not: 9.5/10
14- Only Lovers Left Alive, (Jim Jarmusch, 2013)
IMDB: 7.3, Kişisel Not: 8.5/10
15- What we do in the Shadows, (Taika Waititi-Jemaine Clement, 2014)
IMDB: 7.7, Kişisel Not: 9/10
16- Mad Max: Fury Road, (George Miller, 2014)
IMDB: 8.1, Kişisel Not: 9/10
17- Spotlight, (Tom McCarthy, 2015)
IMDB: 8.1, Kişisel Not: 9/10
18- Baby Driver, (Edgar Wright, 2017)
IMDB: 7.6, Kişisel Not: 8.5/10
19- The Grand Budapest Hotel, (Wes Anderson, 2014)
IMDB: 8.1, Kişisel Not: 8.5/10
20- Uncut Gems, (Benny&Josh Safdie, 2019)
IMDB: 8.0, Kişisel Not: 9.5/10
21- Portrait of a Lady on Fire, (Celine Sciamma, 2019)
IMDB: 8.3, Kişisel Not: 10/10
22- Inside Llewyn Davis, (Joel&Ethan Coen, 2013)
IMDB: 7.5, Kişisel Not: 8.5/10
23- La La Land, (Damien Chazelle, 2016)
IMDB: 8.0, Kişisel Not: 8.5/10
24- Manchester by the Sea, (Kenneth Lonergan, 2016)
IMDB: 7.8, Kişisel Not: 9/10
25- The Party, (Sally Porter, 2017)
IMDB: 6.6, Kişisel Not: 8.5/10

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bize geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...