C:\Users\Arda Can\Desktop\dwd.png

Spoiler konusunda hassas olan okurların filmi izledikten sonra okumaları önerilir.

 Başarılı bir kadro ile bilindik ve eski bir mitosun modern uyarlaması olarak özetlenebilir film. Küçük bir kasabada başarılı bir avukat görüyoruz. Karakterimizin avukat olarak seçilmesi ise mühim bir detay. Zira avukatlar mesleki görevlerini yerine getirirken kendi değerleri ile çatışan olguları savunmaları gerekebileceğinden etik, bu olguları savunurken ise retorik işlevsellik kazanabildiğinden mantık çelişkisini yoğun olarak yaşayan bir kesim olduklarından, konu açısından uygun karakterler. İşleri haklıyı ya da gerçeği değil, müvekkillerini savunmaktır ve tam da bu yüzden başarılı olmak adına şeytani (pragmatik, bilinçli ve manipülatif) olmaları gerekir.

  Elimizdeki ilk vaka ise öğrencisini taciz eden bir öğretmenin davası. Çoğunluk için hassas olabilecek bir konu. Karakterimiz için ise yeteneğini, gücünü kanıtlamak için başka bir fırsat ve her başarılı “sanatçı” gibi sadece yalanları yücelterek altından kalktığı bir “dava”.

 Daha sonrasında ise bu başarılı iş hayatı kendisine büyük bir teklif getiriyor. Sahip olduğu manipülatif yetileri ve bilinci, jüri seçmeni olarak pahalı ve lüks bir hayat sunuyor kendine. “Standart” bir kadın karakter olan eşi ise elbette “gücü” seviyor. Buradan sonrasını ise sanıkların suçlu olduğu ancak başarılı avukatımız sayesinde suçsuz bulunduğu birçok dava, karakterimizin işvereni olan Milton karakterinin öğütlerine eşlik eden vaatler ve karakterin eşinin, yükselen büyük maddi gücün yanında çektiği manevi yoksunluk sonucu oluşan olaylar olarak ele alabiliriz.

  İş verenimiz ise tahmin edilebileceği üzere şeytanın kendisi ve amaçları son ana kadar muallak. Avukat patronu ile gökdelenin tepesinde konuşurken onun topuklu ayakkabı giydiğini fark eder ve bunu sorgular, bu durumun esas sebebi ise  şeytanın her zaman “biraz daha yüksekte olmak” istemesidir. Öğütlerinden biri ise “küçük adam ol, aptalı oyna” şeklindedir. Bu öğütün temelinde de daha sonra belirteceği “Şeytanın en büyük vasfı, insanlara kendisinin gerçek olmadığını düşündürmesidir.” ifadesi yer alır. Burada da Hıristiyanların inancı açısından şeytanın “kötülüğü” vurgulanır ancak filmi bu açıdan ele aldığımızda bütün metaforik anlatım dogmatik bir inanç elçisi haline gelir.

 Bunun yerine karakterler ve işleyiş dişil ve erkil olanın, aklın ve duyguların, düzen, kaos ve güç bağlamındaki ilişkileri açısından değerlendirildiğinde başka bir yorum elde edilebilir. “Küçük adam ol, aptalı oyna”, insanların ne yaptığımızın farkında olmaması eğer yaptıklarımız onların değerlerine aykırı ise son derece mühimdir. Kaosu olumlama arzusundaki “kötü” birey, görünmez olmalıdır. (Şeytanın da hiçliğin oluştaki tezahürlerini olumlarken yaptığı gibi.)

 Bunun ile beraber hükmeden bilinç de aslında sadece bir mutlağa (hiçlik), ideaya, kutsala hizmet etmektedir. Karakterimizin romantik ilişkisi ise bu yükselen kaos istencinin egemenliğinde, düzen istencine dayalı olarak kurulmuş olan manevi yönünü yitirir. Bir aile için çocuk düzen ve bağlılığı koruyacak bir yapıtaşı olduğundan(genel olarak), Milton bunun farkında olarak bunu önlemektedir. Karakterimiz statü ve maddi güç açısından yükselirken, duygusal bir varlık olan ve düzeni ifade eden eşi ise manasızlıktan dolayı yiterek intihar eder.

 Düzen yıkıldığında ve karakterimiz kaotik olanın istencine teslim olduğunda Milton’un kendisini saklamak için bir sebebi kalmamıştır. Kendini ve amacını ifşa eder. Amacı mitosta olduğu üzere çocuklarının çiftleşmesi ve bir şeytanın daha dünyaya gelmesidir.(Anlaşılacağı üzere karakterimiz Milton’un çocuğudur.) Bu da sadece kaosun başka bir elçisi olarak ele alınabilir. (Planlı ilerleyiş kaotik istenç ile çelişir fakat kaos-düzen bağlamındaki irdeleyiş diğer bakış açısı ile ele alındığında mitosun ahlaki yorumundan ibaret kalacaktır.)C:\Users\Arda Can\Desktop\dds.png

 Milton’un son iddiaları kendisinin son hümanist, insan sever, özgürlükçü ve “güçlü bilinç” olduğu yönündedir. Tanrı’nın dünyayı kendisine bıraktığını ve kendisinin hükmettiğini öne sürer fakat karakterimiz bunu cazip bulmaz ve intihar eder. 

  Dünyaya atfedilen değer, kaotik oluş da kanıksandığında son derece bilinç tarafından onaylanabilir ve işlevseldir. Fakat hiçliğin bir amaç, bir kutsal haline getirilmesi, bireyin kaosun elçiliği vazifesini üstlenmesi kendisini aynı zamanda bir din sözcüsü haline de getirir. Dünyaya ve içindeki kaosu olumlamaya atfettiği değer ile ideali çelişir, anlamsızlaşır. Dinlerin ve ideaların en büyük sorunu da budur. Film görsel ve oyunculuk açısından başarılı olduğu kadar farklı şekillerde yorumlanmaya müsait olduğundan herkese hitap etme potansiyeli barındırmaktadır ve keyfi müsait olanın bakması yararına olacaktır. Bol keyifler, şanslar ve perspektifler ile iyi seyirler!

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...