Hepyek, Seray Şahiner’in yanılmıyorsam altıncı kitabı. İncelemeye başlamadan yazarın biyografisini şuraya iliştireyim:

1984 yılında Bursa’da doğdu, İstanbul’da büyüdü. 2007’de İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2011’de Marmara Üniversitesi Sinema Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı Dönemsel olarak garsonluk, konfeksiyonda el işçiliği ve makinecilik yaptı. Hayvan dergisi ve BirGün gazetesinde muhabir olarak çalıştı. Ot dergisi ve BirGün gazetesinde yazı. 2007’de Gelin Başı, 2011’de Hanımların Dikkatine öykü kitapları yayınlandı. 2006’da Reklamı Atla adlı deneme kitabı, 2017’de Kul romanı yayınlandı. 2006’da Gelin Başı adlı öykü dosyası ile Yaşar Nabi Gençlik Ödülleri’nde “Dikkate Değer” bulundu. Hanımların Dikkatine adlı öykü kitabı ile 2012’de Yunus Nabi Öykü Ödülü’nü, Kul romanı ile 2018 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü aldı. Gelin Başı kitabında yer alan öyküler Şehir Tiyatroları ve Tiyatro Boyalı Kuş tarafından sahnelendi. Aynı adla Tatbikat Sahnesi’nce sahnelenen Antabus ile 2016 Afife Tiyatro Ödülleri’nde Cevat Fehmi Başkut Özel ödülünü aldı. Kul, aynı adla Toy Sahnesi’nce sahnelenmektedir.

Hepyek, Seray Şahiner

Hepyek ile İzmir Kitap Fuarı’nda karşılaştım. Seray Şahiner’i duymuş ancak daha önce okumamıştım. Kitabı elime aldım ve bir öykü kitabı olduğunu gördüm. Kapakta birinci baskının 30.000 adet yapıldığı yazıyordu. Aslında bana kitabı aldıran buydu. Günümüzde bir öykü kitabının ilk baskısının 30.000 adet yapması pek görülen bir şey değil zannediyorum. Usta öykücülerimiz bile baskılarını 5.000 civarında yaparken bu kitabın bu kadar fazla basılmasının sebebini merak etmiştim. Yazarın biyografisi okunduğunda aslında bunun nedeni anlaşılıyordu. Popüler gazete ve dergilerde yazması, daha önce aldığı birkaç ödül ve metinlerinin sahnelenmesi yazarı tanınır kılan etkenlerden sanırım. Tabi daha önceki dikkat çeken kitaplarını da unutmamak gerek.

Bu merakla okumaya başladım kitabı. İlk fark ettiğim özellik, anlatımın çok özlü olmamasıydı. Yani öyküyü kısa tutmak, en az sözle anlatmaya çalışmak gibi bir kaygısı yok yazarın. Aslında bu, okurken beni bir miktar rahatsız eden bir durum oldu. Bir öykü okuyorsam, roman gibi rahatça anlatılmış ve “uzatma ve gereksizlik” kaygısı görece az olan bir anlatımdan ziyade özlü, uzatılmamış ve bu dengenin iyi ayarlanmış olmasını bekliyorum. Hepyek bu açıdan bana pek başarılı bir kitap olarak gelmedi açıkçası. Ancak bu başarılı ve takdir edilmesi gereken yönlerinin olmadığı anlamına gelmiyor tabi.

Şahiner’in bir yenilik arayışında olduğu ortada. Aslında önceki metinlerini okumadığım için bunu söylemem anlamsız olabilir ama ben bu şekilde yorumladım bazı şeyleri. Örneğin çok defa leitmotiflerle karşılaşıyoruz. Bir başka deyişle, öykü boyunca tekrarlayan ifadeler ya da nesneler bulunmakta. Bunların bir kısmı başarılı olurken bir kısmı da maalesef başarılı olamamış. Bunu ayarlamak elbette kolay değil. Fazla tekrar samimiyeti, az tekrar da çarpıcılığı azaltır. Daha doğrusu önemli olan gerekli olup olmadığıdır. Dediğim gibi başarılı kullanımlar olsa da pek başarılı bulmadıklarım da vardı. Ancak yine de bunların denenmesi (çünkü bu bir risktir) takdir edilmelidir.

Bir başka hoşuma gitmeyen konu, anlatıcı mevzusu. Bana kalırsa anlatıcı, konuya ve nasıl anlatılmak istendiğine göre seçilmelidir. Ancak Seray Şahiner’i bir öyküsü hariç hep üçüncü şahıs anlatıcı kullanırken görüyoruz. Aslında kitaptaki birçok öykü, birinci şahısla anlatılsa daha başarılı olabilirmiş gibi. Çünkü bir zaman sonra üçüncü şahıs, hem samimiyeti azaltıyor hem de yoruyor insanı. Şimdi daha başarılı olabilecek bir kısma kitaptan şu örneği sunacağım:

“Kocası, tabiat itibariyle hazırdan çok “hazır ol!”a elverişli bir adamdı. Kirayı zamanında ödüyor, faturaları düzenli yatırıyor, lüksüne kaçmasa da evinin rızkını getiriyordu. İyiydi. Kocası. Dövmüyordu, sövmüyordu, içmiyordu. Tamamdı. Kocası. Sevmiyordu. Olsundu. Kocası. Ölüyordu.”

Hepyek, Seray Şahiner

Bu paragrafta, kısa cümlelerle temponun ve çarpıcılığın arttırılması amaçlanmış ancak gereksiz kullanımlarla hedefe ulaşılamamış. “Tamamdı, olsundu, kocası” gibi kullanımlar başarılı gelmiyor bana. Çünkü öykü genel olarak bu anlatıma sahip değil, paragrafın ilk iki cümlesi gibi. Araya böyle bir anlatımın alınması bende öykünün birinci şahıs ile daha samimi anlatılabileceği düşüncesini uyandırdı. Kitapta sadece “Ağlamadan Anlatmam Lazım” öyküsü birinci şahıs. O öykü de bence harika başlıyor. Gerçek ile rüya ve alkol kullanan herkesin yaşadığı o rahatsızlık hissi çok başarılı aktarılmış. Ancak sonra öykü gereksizce uzamış ve farklı konularla zenginleştirilmeye çalışılırken çarpıcılığını ve baştaki güzelliğini kaybetmiş. Seray Şahiner, 15-20 sayfa yerine 3-4 sayfalık öyküler yazsaymış (özellikle bu öykü için söylüyorum) çok başarılı diyebileceğim öyküler ortaya çıkabilirmiş. Belki yazarın romancılık yönü daha iyidir bu yönden bakıldığında, okumak lazım, ancak öykünün bu fazlalığı kaldırabildiğini düşünmüyorum. Detay konusuna da bu yönden bakılabilir. Öyküde bu kadar fazla detay, okuru yoran bir unsur. Bunun yerine uzun öykü – novella olarak düşünülseydi öyküler ve buna uygun bir anlatımla yazılsaydı, eminim ki daha rahat okuyan bir okur ve daha rahat anlatan bir yazar ortaya çıkardı. Ki konular ve anlatılan detaylara bakıldığında bu türe daha uygun olduğu görülüyor.

Değinmek istediğim son konu bazı klişelerin kullanılması. Kitap boyunca çok defa gördüğümü söyleyemem ama az da olsa beni rahatsız eden bir durum olduğu için değinmek istedim. Hemen bir örneğini vereyim ve bu konuyu kapatarak yorumu size bırakayım. Çünkü biraz öznel bir konu olabilir.

“Martılara simit atan insanlara güvenirdi Ceylan. Ama kimsenin martılarla arasına giremezsin. Sormadı.”

Hepyek, Seray Şahiner

Her şeye rağmen genel olarak dikkate değer bir yazar olarak ön plana çıkmış Seray Şahiner. Tüm bu yazılanlar elbette ki kişisel yorumlarım. Goodreads’te “öyküler çabuk bitmiş” gibi bir yorumla da karşılaşmıştım. Yani okurun eğilimi, daha önce okudukları, birikimi, zevkleri gibi birçok konu nihai düşünceyi etkileyecektir. Bana kalırsa daha başarılı olabilecek ve benim de alırken daha başarılı olmasını beklediğim bir kitaptı. Yine de bütünüyle başarısız diyemem elbette. Değindiği konularla, denedikleriyle ve yer yer güçlü anlatımıyla Seray Şahiner okunmayı hak ediyor.