Wayfarer, Amerikalı Blood Incantation davulcusu Isaac Faulk ile solocu, solist Shane Mccarty’nin 2011’de kurduğu Amerikalı black metal grubudur. Atmosferik Black Metal’in adının dalga konusu olduğu yıllara küfürler eden bir grup olduğunu da eklemem gerek.

Diskografi:

Children Of The Iron Age (2014)
Old Souls (2016)
World’s Blood (2018)
A Romance With Violence (2020)

Vahşi doğaya haykırarak, kan, dehşet, vahşet ve şiddet temalarını “Mezar taşlarıyla dolu bir tarlada ayakta duran, kan kusan bir adamın çaresizliğini bilir misin?” şeklinde sözlerle dinleyiciye aktaran black metale Atmosferik Black Metal denir. Türün çıkışı ’90’ların ilk yarısında olmuş, 2000’lerde ise deneysel ve Endüstriyel Black Metal’in altında ezilerek yok olma tehlikesi atlatmıştır. Ergen jargonundaki “Atmosferik Ya..ak Metal”in altının dolu, içeriğinin ise black metalin kof temposunun üzerine örtülmüş bir anneanne örgüsü battaniye olduğunu bilenler için bu ergen jargonu “Bi’ bitmediniz be!” tehditleriyle ortamdan kışkışlanmaya devam etmekte. Önce bu türe değer vermeyi bilelim; ardından, ergen zihinlerin üretimlerini görmezden gelerek black metal dinleyebiliriz.

Oh, be; rahatladım. Asıl konuya döneyim: Wayfarer, on yıllardır black metal altında karınca adımları atmaktan usanmayan bir alt türün başarılı temsilcilerinden biri. Vahşi Batı ögelerini black metal içinde eriterek “Doğal yok oluş” temalı şarkılar üretmiş ve üretmeye de devam eden bir grup. Son albümleri A Romance With Violence (Isim bulma konusunda da yetenekliler) satışa sunulalı neredeyse 1 buçuk ay olmuş. Halâ dinliyorum.

Öncelikle, grubun tema olarak Vahşi Batı’yı ilk kez değil, bütün albümlerinde kullandığını belirteyim. Son albüm ise, bu temanın suyunun sıkıldığı değil, yeniden canlandırılmaya devam edildiği bir albüm olmuş. Black metal rifflerinin, ortamdan uzaklaşması gereken popçuların kulaklarını kanatan çiğliği, Wayfarer’in şarkılarında yok çünkü şarkıların illa ki bir yerinde o Vahşi Batı temasının yumuşacık akorlarla dinleyiciye iletilebildiğine şahit oluyorsunuz. Minicik introdan sonra sahne alan The Crimson Rider (Gallows Frontier, Act I) 10 dakikasının en az 4 dakikasını bu akorlara ayırıyor. Yumuşamadan önce ise “See our hero, realize too late:/ He was blind to the gallows, yet tied his own rope./ As the platform falls from his feet, his last breath proclaims:/ I am iron, i am death. I am the setting sun. I am the west” sözleriyle kahramanın çaresizliğine ve bitikliğine laf sokmayı da ihmal etmiyor. Hikayenin devamı olan The Iron Horse (Gallows Frontier, Act II) tükenişin başladığını, sona yaklaşıldığını avazı çıktığı kadar, tüm cihana yaymayı amaç edinmiş bir şarkı. “Silence becomes the nations that stood in the path./ The gallows engulf the settlements that follow its wrath” ile çöküş başlıyor, “Violence begets fear and tragedy./ As the iron horse sow, so shall it’s riders reap.” ile şiddetin temellerinin demir at metaforuyla birlikte şahlanışını ve hiçbir zaman bitmeyecek olan yok oluşun döngüsünü gözlerimiz/kulaklarımız dört nala ilerlerken hissediyoruz. Belirli bir temaya dahil olan black metal şarkıları içinde son 10 yılda dinlediğim en iyi şarkılar bu ikisi olabilir. Her dinlediğimde tüylerim halâ diken diken oluyor.

7 şarkılık albüm, bu hikayeden sonra aslında hüzün pompalamayı ve “Yeniden doğuş”a doğru dingin bir şekilde ilerlemeyi amaçlıyor. Wayfarer bu albümü split olarak satışa sunsa, sadece yukarıda anlattığım 2 şarkıya yer verirdi; bundan adım gibi eminim. Albümün ipini çeken Masquerade Of The Gunslingers tipik bir düellonun sonuçlarını, albümün başında anlatılan yok oluşun üzerinden yorumluyor ve buz gibi bir dikteyle “The callous belief in blood elegant/ perpetuating from fathers to sons./ Spiraling down the grand halls of the dream.” diyerek neyin gerçek, neyin hayal olduğunu anlamanın da bi’ boka yaramayacağı kadar çok şeyin nesiller boyunca aktartıldığını, seçkinliğin kanla geçmesinin sonuçlarının bembeyaz bir bezle silinse bile temizlenemeyeceğini anlatıyor. Bu andan sonra da, albüm, iyice yumuşayarak bir ağıta dönüşüyor. Kapanış, Vaudeville’in iç karartıcı “Where is the dream?/ Where is the world that was promised?/ Where is romance?/ When did it give way to rape?” ve “Who wears the masks?/ Who do the gunslingers ride for?/ Where is the dream?/ Bleeding, discarded, thrown from the tracks” sözleriyle yapılıyor. Albümü açan perde, bir daha hiç açılmamacasına kapanıyor (veya bundan sonra siz hep böyle hissedeceğinizi anlıyorsunuz).

Wayfarer, grup elemanlarıyla ilgili detaylı bilgi dahi almaksızın dinlenmesi gereken bir black metal grubu. Son albümlerinden başlayın ve geriye doğru sarın. Belki çevrenizdeki yok olmuş Dünya da, aynı geriye sarmayı yaşar ve Pollyanna, tecavüze uğramamış gibi karşınızda beliriverir; kim bilir.

Yazarın bilgisi ve isteği dahilinde KifiSanat’ta yayınlanmıştır. Metni Kulzos’tan da okuyabilirsiniz: https://kulzos.com/entry/223364

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...