Sarmaşık Film, İngiliz bir filozof ve şair olan Samuel Taylor Coleridge’in Yaşlı Gemici şiirinin şu dizeleri ile başlıyor:

“Direkler eğik, burnumuz batmış suya
İnsan düşmanının sillesinden kaçar ya
Soluğunu ensesinde duya duya
Ve koşar başını hiç kaldırmadan
Gemi öyle koştu, rüzgâr öyle coştu
Kaçtık güneye hiç durmadan…”

Öncelikle filmin konusundan bahsetmek gerekirse, geminin armatörü iflas eder ve bu sırada seferde olan mürettebat yavaş yavaş gemiden ayrılır. Olası tehditlere karşı korumak için, limana geri döndüğünde el konulacak olan gemide altı kişi kalır. Bu altı erkeğin hakimiyet, otorite ve erkek egemenliği gibi konularda nasıl çatıştıklarını işleyen, izlemesi oldukça keyifli bir film. Bu karakterlerden her biri politik bir grubu temsil etmekte ve bu metaforlar çok da dolambaçlı yolla yapılmamış. Otorite, otoriteye karşı çıkanlar, yandaşlar, ezilen gruplar… İzlerken ulaşılan farkındalıktan keyif almamak mümkün değil.

Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlenen Tolga Karaçelik, filmin senaryosu üzerinde beş yıl çalışmış. Karakterleri bu denli açık bir şekilde işlemeyi özel olarak mı tercih etti, bilmiyorum ama filmdeki metaforlar bununla sınırlı değil. Yağmurdan sonra sarmaşıkların arasından çıkan salyangoz metaforu da dikkat çekici. Hatta bu metaforun ne anlama geldiğini, bir röportajda Tolga Karaçelik’e soruyorlar ancak kendisi bunun yanıtını izleyiciye bırakmakta ısrarcı.

Cem Karaca’nın Deniz Üstü Köpürür şarkısının filmle çok uyumlu olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Müziğin ön plana olduğu yerler özenle seçildiğini hissettiriyor. Son olarak oyunculuktan bahsetmesek olmaz. Senaryosuyla, sinematografisi ile oldukça başarılı olan filmi şahlandıran ve farklı bir boyuta taşıyan bir başrol oyuncusu: Nadir Sarıbacak. Hayatının oyunculuğunu sergilemiş desek, yeridir. Filmdeki eksiklikleri izleyiciye hissettirmeyecek kadar başarılı performans gösteren başrol oyuncuları, senaryoyu içselleştirmişler ve tadı damakta kalan, keyifli bir film olmuş.

Yeni film gemilerinde buluşana kadar, iyi seyirler.