Rubato, Müzikteki anlamı itibariyle temponun serbest olarak düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Peki bu grubun bu ismi seçmesi tesadüf mü? Tabi ki koca bir hayır cevabı ortaya çıkıyor burada. 2010 yılında kurulan bu ekip, unutulmaya yüz tutmuş eserleri tekrar ve güncel olarak ayağa kaldırmayı başarılı bir şekilde ve bağıra çağıra değil de sessiz bir çığlık gibi gerçekleştirmektedir.

Bu kadar terminolojiden sonra, gruba biraz da yaptıkları işlerden değinelim. Rubato, ilk albümü olan ‘bir’ albümünü 2013 yılında piyasaya çıkarmıştır. Grup üyelerinin her biri kullandıkları enstrümanları adeta notalardan kelime üreten bir nesneye dönüştürmektedir. Bu nesneler de bir yerlerde gizlenip kimin ne zaman ihtiyacı varsa gelip yakasına yapışmayı pek güzel bir biçimde başarmaktadır.

Aradan pek de uzun sayılamayacak bir süre geçtikten sonra bu kez de ‘iki’ albümü ile 2016 yılında dinleyici ile buluşan Rubato, bu albümünde ilk albüme nazaran daha soft bir yapıdadır. Gerek müzik tarzındaki naiflik, gerekse sanatçıların geniş sınırlarda gezinmesi ile grup isminin hakkını verir derecede özgürce yapmaktadır müziklerini. Bu da ekibi belli bir sınıra hapsolmaktan kurtarmaktadır.

Son olarak grubun ‘Üç’ isimli albümü de 2019 yılında dinleyici ile buluşmuş ve büyük beğeni toplamıştır. Rubato albümlerinde en çok ilgi çekici olan özellik,farklı kültürlerin ezgilerini ustaca harmanlayıp yepyeni bir ürün ortaya koymak, bunu yaparken de aldıkları kültürü yok etmemeleri olarak düşünülebilir.

Grup bünyesinde bulunan, Fatih Ahıskalı, Özer Arkun, Göksun Çavdar ve Eralp Görgün’e bu güzel ezgileri özgürlüklerinin ışığında bizlere ulaştırdıkları için kendi adıma minnettarlığımı buradan sunmak isterim. Bu yazıyı referans alarak dinleyecek değerli okurlarımıza da ‘bi ufak’ keyif dilerim.