Alfonso Cuaron yönetmenliğinde çekilen uzun, renksiz (ya da çok az renkli), Oscar adayı ve bu yıl adından çokça söz ettiren film. İzlemeyenler için bir yorum yapmak gerekirse tek cümleyle bu şekilde yorumlanabilir sanırım. Ama bu cümle olumsuz bir izlenim uyandırmasın. 2018’in izlenmesi gerektiğini düşündüğüm filmlerinden bir diğeri.

Öncelikle film oldukça (belki de olağanüstü) durağanlıkta geçiyor. Kimi sahneler anlamsız gelecek kadar uzun uzun aktarılmış, günlük yaşam çoğu detayıyla verilmiş ve böylece ana karakterimizin yaşadığı tekdüze hayat hem bu aktarılanlarla hem de az renkli görüntüsüyle izleyiciye hissettirilmiş. Bazen biraz fazla hissedebiliyorsunuz, orası ayrı. Bir 15 dakika falan atılsa filmden daha keyifli olacakmış gibime geliyor.

spoiler

Sıradanlık ve monotonluk hissini geçirme anlamında başarılı ancak bazen inandırıcılığını da sorguladım filmin. Kadının gittiği her yerde olağanüstü bir olay oluyor. Bir yere gitmediği zaman ise ölümüne sıradan bir yaşam… Hastaneye gidiyor deprem oluyor, yılbaşını kutlamaya bir başka yere gidiyor yangın çıkıyor, mobilya almaya gidiyor iç savaşın ortasında kalıp doğum yapıyor, tatile gidiyor çocuklar boğuluyor o kurtarıyor… Belayı çekiyor kadın resmen. Ne bileyim, onca monotonluğun arasında gittiği neredeyse her yerde böyle olağanüstü olaylar yaşaması pek inandırıcı gelmedi bana. Ki filmin aşırı gerçekçilik üzerine kurulu olduğu görüşündeyim. Bu yapısıyla biraz uyumsuz olmuş gibi hissettim.

Filmin birçok noktasında statü farkı gözlenebiliyor. Her ne kadar ev sahipleri ana karakterimizi sahiplenip, içselleştirip hatta aileden biri gibi görüyorsa da hizmetçi olduğunu her zaman belli ediyorlar. Bunu kimse de yadırgamıyor. İşin kötüsü ana karakterimiz de yadırgamıyor, oldukça kabullenmiş bu durumu ki bir gariplik bile sezmiyor. Çocuklara kadar sirayet etmiş bu, çok sevip yakın arkadaşları olarak görseler bile iş yaptırmaktan çekinmiyorlar. Bu durum aktif şekilde verilmemiş filmde, yani gözüne sokulmuyor insanın. Olduğu gibi aktarılmış, herhangi bir aracı etkisinden (yönetmen) söz edemiyoruz.

Eleştirim cinsellik üzerine. Daha önce de birçok filmi bu yönüyle eleştirdim ama eleştirmeye de devam edeceğim sanırım. Sayın yönetmenler. Belki haddim değil ama… Kadının neredeyse afedersiniz işediği sıçtığı sahneleri koyuyorsunuz filme yaşamı değiştirmeden olabildiğince doğal haliyle aktarmak için, ama kadın için oldukça önem arz eden bir olay olan bir adamla sevişmesini bir Türk dizi yönetmeni ustalığıyla kesiyorsunuz. Burada bir çelişki yok mu gerçekten? Cinselliği gösterilmesi gereksiz, hayatta bir yeri olmayan, öylesine bir yaşantı gözüyle bakmak oldukça mantıksız geliyor. Kadının uyuduğu süre bile fazlaydı yahu. Hoşlanmıyorum bu iki yüzlülükten, bir anda uçuyor tüm gerçeklik hissi. Gaspar Noe’nin ve bu engeli / sınırı aşabilmiş diğer yönetmenlerin karşısında saygıyla eğiliyorum. Love filmini kalabalık bir kesim porno diye nitelendiriyor, hem de hiç azımsanmayacak kadar büyük bir kesim. Umarım kadının hacetini gidermesini bile izleyip sevişmesini izlemedikleri halde gerçek bir yaşamı çıplak gözle izliyormuş gibi hissetmeye devam edebilirler, ne diyeyim… Şaka bir yana, bunun gerçekten bir sebebi varsa öğrenmek isterdim. Yaş sınırı için diyeceğim ama çıplaklık da var filmde. Bilemedim.

Sonuçta genel olarak başarılı bir filmdi. Günlük, monoton ve sıradan bir hayat iyi aktarılmış. Renksizlik de bu sıradanlık hissini perçinlemiş. Görüntülerden etkilenmemek pek elde değildi. İnsan sıkılmasa saatlerce izler sadece görüntüleri ama sıkılıyor işte. Mesaj vermeme kaygısını da çok beğendim, bazen bazı filmlerde yönetmenin Cem Yılmaz gibi sonda çıkıp nutuk çekmesinden korkuyorum, mesajlar o derece bariz oluyorlar. Başarılı.

spoiler