Joseph Kanon tarafından 2001 yılında yazılan The Good German romanı 2007 yılında Literatür Yayınevi tarafından yayınlanmış. Türkçe çevirisi ise Süha Sertabiboğlu tarafından yapılamamış. Kitabın kapağında romanın film uyarlamasının afişi var. Yani, önce film çekilmiş, vizyona girmiş; sonra kitabın Türkçe çevirisi yapılmış.

Okuma süreci oldukçe eziyetliydi. “Kötü çevirinin hayatımıza etkisi”nin yanı sıra, yazarı da pek başarılı bulmadım açıkçası. Romanın basıldığı kağıt gibi, saman tadında bir kitaptı. Azmettim, yarıda bırakmadım, altıyüzyirmiüç sayfayı okudum, bitirdim. Kitabın içinde bir formanın arka yüzü basılmamış. Bu nedenle, elimdeki Nisan 2007 tarihli birinci baskının 391-406. sayfaları arasında atlaya atlaya toplamda sekiz sayfa boş kağıt mevcut. Okuyamadığım sekiz sayfada ne olduğunu da merak etmiyorum. Olay örgüsünde bir eksiklik yaratmadı.

Olaylar 1945 yılında Berlin’de geçiyor. Savaş yok. Savaş bitmiş. Olayların kahramanı olan Amerikalı bir gazeteci, savaştan önce birlikte olduğu bir Alman kadının izinde. Öte yandan, bir de cinayet vakasını çözmeye çalışıyor. İki arada bir derede kalmış kitap. Aşk hikayesi desen değil, polisiye desen hiç değil; ne merak uyandırıyor, ne duygu. Kitabın iki binli yılların başında yazılmış olması da canımı sıktı biraz. Yazarımız, tarihin hiç tanıklık etmediği bir bölümüne dair yazmış. Doğum tarihi 1946. Hiç yaşamadığı tarihler üzerine yazan çok başarılı romancılar da var tabii ama onlar genellikle tarihçi; bildikleri tarihi, popüler dile aktarıp biraz kurgu ekleyerek yazıyorlar. Yazdıkları bu kadar eğreti durmuyor.

Yazar amerikalı. Sene olmuş ikibinbilmemkaç; hala “Soğuk Savaş” kafasında. Almanya’daki Rus askerlerini tuhaf bir şekilde vahşi ve barbar karakterler olarak betimlemiş; yetmemiş, biraz da karikatürize etmiş. İşgalcinin iyisi olmaz. Rus askerlerinin Amerikan kuvvetlerinden daha kötü olduğu konusunda ikna edemedi beni. Bütün olay örgüsünün içinde ekstra bir sos olarak Ruslar ve Amerikalıların Nazi bilim adamlarını aklayıp kendi ülkelerine kaçırmak için yaptıkları sinsi mücadele var.

Çoksatan tarzının başarısız bir örneği. Kitabı gömerken, iş makineleri kullanmaktan imtina ettim. Üstüne toprağı kaşık kaşık attım. Bence okumaya değmez. Tavsiye de etmiyorum.

Metni Kulzos üzerinden, https://kulzos.com/entry/162005 linkinden de okuyabilirsiniz. Yazarın izni ve isteği dahilinde KifiSanat’a alınmıştır.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...