Oğuz Atay – Tutunamayanlar[/caption]

Tutunamayanlar’ı okuyorum bir kez daha. Eleştiri ve tavsiyelere ara vermem bu yüzden, bu kitabı okurken başka hiçbir şey yapamıyorsunuz, okuyanlar bilir. Okurken “Bu kitap hakkında bir şeyler yazmalıyım,” dedim kendi kendime. Belki hakkında yazılmış yüzlerce yazının yanından geçemeyecek, farkındayım. Derinlemesine incelemek gibi ağır bir taşın altına elimi koymam zaten, cesaret edemem. Sadece okurken kapıldığım bazı duyguları anlatmak istiyorum. Müsaadenizle…

Öncelikle, Tutunamayanlar’ı okurken Tutunamayanlar’dan başka bir şey düşünemiyorsunuz. Bir dergiden bir sayfa öykü bile okuyasınız gelmiyor. Kimi zaman ağırlığını taşıyamayacak gibi oluyorsunuz bu 724 sayfanın, kaçıp kurtulmak istiyorsunuz. Bir şey olsun ve bu kitabı hızlıca bitireyim istiyorsunuz. Okuru daha özgür bırakan kitapları istiyorsunuz. Arada bir okuduğunuz çerez kitaplarınızı istiyorsunuz. Polisiye istiyorsunuz. Öyküler istiyorsunuz. İstiyorsunuz, istiyorsunuz… Ama ne Turgut bırakıyor sizi, ne Selim. Çok defa düşünmüş olsanız da yarıda bırakamayacağınızı içten içe biliyorsunuz.

Çoğu yazar Oğuz Atay’ın paltosundan çıktıklarını söyler. Haksız değillerdir. Okurken fark ediyorsunuz ki satırlara sinen rahatlık, anlatıcı belirsizliği, metinlerarası geçiş ve daha bir çok husus Tutunamayanlar’da samimi bir şekilde yer almakta. Aslında özgürlük yer almakta tam anlamıyla, yazarı kısıtlayan hiçbir husus yok. Hatta yazar, kısıtlanmamak için kendini dahi aşmış. Çok uzatmaya gerek var mı bilmiyorum, “postmodernizm” deyip geçelim. Ha bir de “devrim” tabi, Türk edebiyatına, kabuğunu kırabilecek gücü veren bir kitap olmuştur Tutunamayanlar. Ama ben bilgiden çok duygudan bahsetmek istiyorum. O yüzden burayı kısa tutuyorum.

Rahat yazar Oğuz Atay. Bir insanın aklına nasıl gelirse bazı şeyler, o gelenleri öylece yazar, şekle sokup eğip büzmez. Şimdi “düşünmeden yazar” demeyi de düşündüm ama haksızlık olacağına karar verdim. Aslında rahat yazıyor gibi görünmek için sahiden rahat mı yazmak gerekir, yoksa bir cümle mühendisi edasıyla ‘rahat cümleler’ mi tasarlamak gerekir emin değilim. Her koşulda düşünmeden yazıyor diyemiyoruz. Hem böyle bir kitabı düşünmeden yazmak da ayrı bir beceri ya, neyse.

Kitaba başlamadan bir sözleşme imzalıyorsunuz adete Oğuz Atay’la, yahut Turgut Özben’le. Ne fark eder ki… Sözleşmeden çok bir el sıkışma gibi, duygusal bir bağ daha çok, resmi değil. “Evet,” diyorsunuz, “belli, anlatacak çok şeyin var. Ama ben de dinlemeye meraklıyım. Söz, lafını bitirmeden hiçbir yere gitmiyorum.” İşte bu sözden dolayı, bir gün bile okuyamasanız Tutunamayanlar’ı, ağır bir suçluluk duyarsınız içinizde. Bırakmak aklınızdan defalarca geçer ancak hiçbir zaman uygulama konusunda samimi olamazsınız. Çünkü Turgut’a sahiden alışmışsınızdır. Sadece anlatıldığı kadarıyla bile Selim Işık’ı gözünüzde büsbütün, eksiksiz bir karakter olarak canlandırabilirsiniz. Hatta bu işte bazen öyle ileri gidersiniz ki gördüğünüz birini Selim’e veya duyduğunuz bir cümleyi Selim’in cümlelerine benzetebilirsiniz. Selim, belki çevrenizdeki çoğu kişiden daha canlıdır zihninizde. Belki çok derin detaylarla verildiği için böyledir bu, bilmiyorum. Ama Selim yaşıyor, bunu biliyorum.

Demem o ki, hayatınızın bir dönemini kapsıyor Tutunamayanlar. Okumayı isteme süreci, cesaret edip başlama süreci, okuma süreci, bitirdiğinizde ağır bir şekilde etkisinden kurtulamama süreci, ağır etkiden kurtulup hafif etkisinde kalma süreci ve unutana kadar hafif etki süreci… Kimi eleştiriler olabilir kitapla ilgili, kimilerine hak verebilirim dahi. Ancak bu, Tutunamayanlar’ın sahiden başarılı ve çığır açan bir kitap olduğu gerçeğini hiçbir şekilde değiştiremez. Bu gerçek değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

Tutunamayanlar… Okunmalı. Sanırım diyebileceğim başka bir şeyim yok. Dediğim gibi, hakkında bir şeyler yazmalıydım. Yazdım.

Müsaade için teşekkürler…                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

Tutunamayanlar’ı okuyorum bir kez daha. Eleştiri ve tavsiyelere ara vermem bu yüzden, bu kitabı okurken başka hiçbir şey yapamıyorsunuz, okuyanlar bilir. Okurken “Bu kitap hakkında bir şeyler yazmalıyım,” dedim kendi kendime. Belki hakkında yazılmış yüzlerce yazının yanından geçemeyecek, farkındayım. Derinlemesine incelemek gibi ağır bir taşın altına elimi koymam zaten, cesaret edemem. Sadece okurken kapıldığım bazı duyguları anlatmak istiyorum. Müsaadenizle…

Öncelikle, Tutunamayanlar’ı okurken Tutunamayanlar’dan başka bir şey düşünemiyorsunuz. Bir dergiden bir sayfa öykü bile okuyasınız gelmiyor. Kimi zaman ağırlığını taşıyamayacak gibi oluyorsunuz bu 724 sayfanın, kaçıp kurtulmak istiyorsunuz. Bir şey olsun ve bu kitabı hızlıca bitireyim istiyorsunuz. Okuru daha özgür bırakan kitapları istiyorsunuz. Arada bir okuduğunuz çerez kitaplarınızı istiyorsunuz. Polisiye istiyorsunuz. Öyküler istiyorsunuz. İstiyorsunuz, istiyorsunuz… Ama ne Turgut bırakıyor sizi, ne Selim. Çok defa düşünmüş olsanız da yarıda bırakamayacağınızı içten içe biliyorsunuz.

Çoğu yazar Oğuz Atay’ın paltosundan çıktıklarını söyler. Haksız değillerdir. Okurken fark ediyorsunuz ki satırlara sinen rahatlık, anlatıcı belirsizliği, metinlerarası geçiş ve daha bir çok husus Tutunamayanlar’da samimi bir şekilde yer almakta. Aslında özgürlük yer almakta tam anlamıyla, yazarı kısıtlayan hiçbir husus yok. Hatta yazar, kısıtlanmamak için kendini dahi aşmış. Çok uzatmaya gerek var mı bilmiyorum, “postmodernizm” deyip geçelim. Ha bir de “devrim” tabi, Türk edebiyatına, kabuğunu kırabilecek gücü veren bir kitap olmuştur Tutunamayanlar. Ama ben bilgiden çok duygudan bahsetmek istiyorum. O yüzden burayı kısa tutuyorum.

Rahat yazar Oğuz Atay. Bir insanın aklına nasıl gelirse bazı şeyler, o gelenleri öylece yazar, şekle sokup eğip büzmez. Şimdi “düşünmeden yazar” demeyi de düşündüm ama haksızlık olacağına karar verdim. Aslında rahat yazıyor gibi görünmek için sahiden rahat mı yazmak gerekir, yoksa bir cümle mühendisi edasıyla ‘rahat cümleler’ mi tasarlamak gerekir emin değilim. Her koşulda düşünmeden yazıyor diyemiyoruz. Hem böyle bir kitabı düşünmeden yazmak da ayrı bir beceri ya, neyse.

Kitaba başlamadan bir sözleşme imzalıyorsunuz adete Oğuz Atay’la, yahut Turgut Özben’le. Ne fark eder ki… Sözleşmeden çok bir el sıkışma gibi, duygusal bir bağ daha çok, resmi değil. “Evet,” diyorsunuz, “belli, anlatacak çok şeyin var. Ama ben de dinlemeye meraklıyım. Söz, lafını bitirmeden hiçbir yere gitmiyorum.” İşte bu sözden dolayı, bir gün bile okuyamasanız Tutunamayanlar’ı, ağır bir suçluluk duyarsınız içinizde. Bırakmak aklınızdan defalarca geçer ancak hiçbir zaman uygulama konusunda samimi olamazsınız. Çünkü Turgut’a sahiden alışmışsınızdır. Sadece anlatıldığı kadarıyla bile Selim Işık’ı gözünüzde büsbütün, eksiksiz bir karakter olarak canlandırabilirsiniz. Hatta bu işte bazen öyle ileri gidersiniz ki gördüğünüz birini Selim’e veya duyduğunuz bir cümleyi Selim’in cümlelerine benzetebilirsiniz. Selim, belki çevrenizdeki çoğu kişiden daha canlıdır zihninizde. Belki çok derin detaylarla verildiği için böyledir bu, bilmiyorum. Ama Selim yaşıyor, bunu biliyorum.

Demem o ki, hayatınızın bir dönemini kapsıyor Tutunamayanlar. Okumayı isteme süreci, cesaret edip başlama süreci, okuma süreci, bitirdiğinizde ağır bir şekilde etkisinden kurtulamama süreci, ağır etkiden kurtulup hafif etkisinde kalma süreci ve unutana kadar hafif etki süreci… Kimi eleştiriler olabilir kitapla ilgili, kimilerine hak verebilirim dahi. Ancak bu, Tutunamayanlar’ın sahiden başarılı ve çığır açan bir kitap olduğu gerçeğini hiçbir şekilde değiştiremez. Bu gerçek değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

Tutunamayanlar… Okunmalı. Sanırım diyebileceğim başka bir şeyim yok. Dediğim gibi, hakkında bir şeyler yazmalıydım. Yazdım.

Müsaade için teşekkürler…                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...