Sahne hakimiyeti konusunda aşmış frontman Jamey Jasta’nın basçı Chris Beattie ile birlikte 1994’te kurduğu, Amerikalı gruplar arasında en bilinen Metalcore grubu.

Diskografi:

Satisfaction Is The Death Of Desire (1997)
Perseverance (2002)
The Rise Of Brutality (2003)
Supremacy (2006)
Hatebreed (2009)
The Divinity Of Purpose (2013)
The Concrete Confessional (2016)
Weight Of The False Self (2020)

Pogo (ya da daha çok bilinen adıyla mosh pit) söz konusu olduğunda, eğer metalcore’dan bahsediyorsak, iki grup geliyor aklıma: Heaven Shall Burn ve Hatebreed. Kendi ekolünü yaratmış Alman Heaven Shall Burn’ün özellikle Wacken Open Air gibi hem dünya çapında hem de Almanya’da yapılan devasa açık hava konserlerindeki performansları dudak uçuklatır. Aynı şekilde, Hatebreed’in Amerika’nın özellikle güneyinde düzenlenen metal festivallerindeki mosh pitleri de ünlüdür. Jasta’nın henüz straight edge kıyılarına gelmediği yıllarda (Kendisi halâ straight edge olmadığını söylüyor ama yaşam tarzı tamamen böyle olmuş durumda), seyircinin kendisine fırlattığı plastik kaptaki birayı havada yakalayıp kafaya diktikten sonra Destroy Everything çığlığı ile başladığı konserler az değildir. Metalcore’un yapmacık “Her şeyi yıkıcam ben, ehe” tavrını hem kendisini açıklayabilen hem de saygı duyulması gereken bir direnişe dönüştüren gruplardandır Hatebreed. Sadece tek şarkı özelinde bile değerlendirmek mümkün, genellemek ise yanlış çıkarımlar yapmaya yol açmaz.

Jasta’nın Hatebreed’den 2 yıl kadar sonra kurduğu Icepick’i incelediğinizde, Ice-T (Body Count’u da anmak gerek burada) gibi ünlü Hardcore’cuları da tek çatı altına toplamaya çalıştığını görürsünüz (Zaten Icepick’in ilk ve tek albümü olan Violent Epiphany’de de gırla apçi yer alır). Jasta, Metalcore’un Rap prangasından uzaklaşması için bunca yıldır çabalarken, gerçek Rap ruhunun isyan ve direnişle sırt sırta olduğunu da 20’li yaşlarında anlamış bir müzisyen. Icepick’in popülerleşememesi Metal-Rap çatışması kurbanı olurken, Hatebreed, Supremacy’yle birlikte, 2006’dan sonra Amerika’nın en bilinen Metalcore grubu olur. Destroy Everything, grubun adının bile önüne geçmiş, Jasta’nın frontmanliği dahi tartışmalara dahil edilmemeye başlamıştı. Evet, -di’li geçmiş zaman kullandım çünkü hatırlıyorum o dönemleri.

Supremacy’nin başarısından sonra grup, 6 yıl kadar bu popülerlik pelerininden sıyrılmaya çabaladı. The Divinity Of Purpose’ın kazandığı ödül ve adaylıklar yoluyla Hatebreed, pek istemediği popülerliği gene üstlenmek zorunda kalmış oldu. 4 yıl önceki The Concrete Confessional’ın ardından, 2020’nin son günlerinde Weight Of The False Self’i satışa sunmuşlar. Şu anda albümün 2. tekrarını dinliyorum ve Jasta’nın halâ isyankâr olabildiğini hissetmek iyi geliyor bana. Albüm incelemesinde Blabbermouth “Grubun son 10 yıldaki en sert albümü bu” demiş. Ben halâ 2006’da kaldığım için karşılaştırma yapabilecek tek dayanağım, neredeyse 15 yıl öncesi olabilecek.

Grubun, halen, albüme adını veren Weight Of The False Self gibi bir marşı üretebilecek seviyede olmalarına çok şaşırdım. Sözlerini basit bulduğunuz anda, Jasta “End the cycle, kill all willful self-abuse/never justify another excuse” gibi sözlerle “Şşş, orada mısın?” diye size sesleniyor gibi hissediyorsunuz. Hatebreed’in ritmik olan bir Metalcore üretme amacından sapmamış olduğunu görmek de mutlu etti beni, çünkü Metalcore’un aksak ritimler ve tabii ki Rap ağızlı sözlerden oluşan bir isyan kültürünü dinleyicisine iletme yöntemi çoğunlukla müzikaliteden uzaklaşarak vücut bulur. Hatebreed’in, 2006’da yaptığı “Ritmik, marşvari ve etkili sözlere sahip her şeyi Metalcore’un içinde yoğurabiliriz” mottosunu 15 yıl sonra da sürdürebiliyor olması, Metal içindeki Rap alt türlerinin sürekli değişim ve gelişimden beslenen damarlarını da açmaya yönelik bir çaba bence. Bu damarlar ne kadar tıkanır ve Rap’e yaklaşırsa, Metal hayranları da Metalcore’u itin g.tüne sokmayı o kadar sık başarabilecektir. Hatebreed’in bu çabasının yenilikçi olduğunu düşünmek için biraz geç kalmış gibi hissedebilirsiniz ama eminim ki, Metal-Rap çatışmasının göbeğinde yer alarak çabalamayı, her müzik türü dinleyicisi gönülden alkışlayacaktır.

Son albüme geri döneyim: Çift krosslu, aksak, bas rifflerinin tempoyu belirlediği, sözlerin önemsizleştiği, Jasta’nın bile ortalıkta görünmediği şarkılar da var. Form Gold to Gray, Dig Your Way Out ve Let Them All Rot albümün benim eleştiremeyeceğim ucunda yer alan şarkıları. Diğer tarafta ise; yaklaşık 40 saniye süren ve iç acıtan nefis solosuyla dinleyenleri bir Metalcore grubu değil, ’80’ler Heavy’si dinlediğine rahatça inandırabilecek Cling To Life, tam bir konser şarkısı olan Wings Of The Vulture ve Doom Metal’e göz kırpan girişiyle etkileyici Invoking Dominance yer alıyor. Kendi kendime ürettiğim “Dümdüz Metalcore” diye bir tanımım yoktu benim ama albümü dinledikten sonra “Ritmik Metalcore” diye bir kalıp bile uydurabileceğimi düşünüyorum. Çünkü Hatebreed’in on yıllardır eskimeyen ritim bağımlısı Metalcore’u, Metal-Rap çatışmasında her daim Metal’i seçecek olan benim gibi eski kafalıları bile etkileyecek bir seviyede olduğunu hatırlatmaya devam ediyor.

Jasta hatrına, Metal-Rap çatışması ile ilgili fikir üretmek adına ya da Metalcore hakkında bilgilenmek için dinenebilecek, Dünya’nın en iyi Metalcore gruplarından birisi olan Hatebreed, bence tam da genç neslin içindekileri haykırması için gereken itici gücü bünyesinde barındırıyor. Bu itici gücü kendimde hissettiğimde yaşım 16’ydı, Jasta halen gençti ve Hatebreed Destroy Everything ile ortalığı henüz sarsmaya başlamıştı. Yıl 2021 oldu, Jasta artık 40’larında, ben Metalcore dinlemeyi çoktan bıraktım ama Hatebreed, gençliğimde hissettiğim itici gücü halen bünyesinde barındırdığını cümle aleme kanıtlayan şarkılar ve albümler üretmeye devam ediyor. Uslanmaz bir Death’çi olarak Metalcore tavsiye etmemeliyim, biliyorum ama Hatebreed dinlememiş birinin Metal-Rap çatışması hakkında söz sahibi olabileceğine inanmıyorum.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 5 / 5. Oy sayısı: 1

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...