L’age Dor, Türkçeye çevrilmiş ismiyle Altın Çağ, bir Luis Buñuel filmi. Senaryosunu Salvador Dali ile birlikte yazmışlar. Film Sürrealist Sinema’nın en önemli filmlerinden biri. Öncesinde de yine bu ikilinin birlikte yaptığı Un Chien Andalou filmi bulunuyor.

Nereden başlayayım, bilemedim. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Bu film, bir kova patlamış mısırı kıtlayarak izlenecek bir film değil. Filmi anlamlandırmak ya da daha iyisi; anlam yüklemekten kaçınabilmek için dada ve sürrealizm hakkında biraz malumat da gerekiyor. Sürrealizmin rüyalardan beslenen sanat anlayışına aşina olmak için de biraz freudvari rüya analizlerine dair malumat lazım.

Dada Hakkında Bir Özet

Kısa kısa özet geçeyim: Dada, bir sanat akımı değildir. Sanatın tanımı dahil olmak üzere, tüm yerleşik değerleri yadsıyan ve anlamsızlığı vurgulayan, sınırlı bir entelektüel çevre tarafından kabul görmüş bir düşünce akımıdır. Dada akımı içinde elbette sanatçılar vardır. Bu akım çerçevesinde görülen işler, dada ruhuna uyacak şekilde anlam taşımamak üzerine kurgulanmıştır. Sürrealizm ise, gerçeklikle sorunu olan bir akımdır. Realite, sürealistler için görmezden gelinmesi gereken bir şeydir. Bunun yerine, rüyalar ve bilinçaltı öne çıkar.

Film Hakkında

Gelelim filme: Film, birbirinden bağımsız gibi görünen bir kaç bölümden oluşuyor. Hayret edilecek bir şey değil bu çünkü iki akımın da sanatsal üretiminde kolajlar önemli yer tutuyor. Sinema için üretilen bu iş de, bir tür kolaj. Filmi oluşturan parçaları birbirine bağlayan ve her bölümde yer alan iki karakter var. Bir kadın ve bir erkek. Filmden bir anlam çıkarmak isteyen, bunların bir türlü kavuşamayan aşkına odaklanabilir.

Filmin adı L’age Dor, Türkçede Altın Çağ anlamına geliyor. Peki, neyin altın çağı bu? Başta kilise olmak üzere, siyasetin, insan ilişkilerinin, geleneksel hayat görüşlerinin egemen olduğu bir çağ. Filmin tamamı bunları reddeden bir manifesto aslında. Kendince bu altın çağın yaldızını silip atan, sonunu muştulayan bir iş.

Film, 1930 yapımı. Avrupa’da çekilen ilk sesli filmlerden biri. Roma şehrinin havadan çekimleri ve Colosseum’a doldurulan binlerce figüran gibi detaylar göz önüne alınınca, büyük bir yatırım yapıldığı anlaşılıyor.

Filmin tarihçesinden de bahsedelim biraz. Film, 29 Kasım 1930 tarihinde gösterime giriyor. 3 Aralık günü, kendilerini mevcut değerlerin koruyucusu olarak gören Fransız milliyetçileri tarafından salon basılıyor, perdeye mürekkepler atılıyor ve lobide bulunan Dali’nin ve diğer bazı sanatçıların eserleri tahrip ediliyor. Dönemi içinde düşünülürse, filmin tepki alması da normal. Gerek kiliseye yönelik sert eleştirel tavrı gerek romantik aşkın ötesine geçerek cinselliğe yönelik o dönemde kabul edilemez görülen imaları nedeniyle, 10 Aralık tarihinde ise sansür komitesi tarafından gösterimi yasaklanıyor. Gazetelerde çok ağır eleştiri yazıları kaleme alınıyor.

Günümüzde sürrealist sinemanın yapı taşlarından biri olarak görülen film, bu yasaklama sonrasında, 1979 yılına kadar kapalı birkaç gruba yapılan özel gösterimler dışında izlenememiş.

Film, bir defadan fazla izlenmesi gereken bir film. Zaman zaman ekranı durdurup düşüne düşüne izledim. Her izlemede farklı şeyler bulmak mümkün. Ayrıntılar spoiler olacak, o nedenle yazmıyorum. Eğer sürrealist sinemaya bir ilginiz varsa veya bu sinemayı merak ediyorsanız şimdiden keyifli seyirler…

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 5 / 5. Oy sayısı: 1

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...