“1950’de oldukça yoksul olduğumdan, ihtiyacım olan büroyu tutamıyordum. Bir öğlen üzeri Ucla kampüsünde dolaşırken, aşağıdan gelen daktilo seslerini duydum ve araştırmaya gittim. Mutlu bir çığlıkla orasının, bir insanın yarım saatini on pensten kiraladığı daktiloyla, düzgün bir büroya ihtiyacı olmadan, oturup yaratabileceği bir kiralık daktilo yazma odası olduğunu gördüm.

Size, günlerce, o kiralık makineye saldırarak, bozuk paraları atıp, çıldırmış bir şempanze gibi tuşlara vurarak, yukarı koşup yeniden ve yeniden bozuk paralar getirerek, içeri girip raflara koşarak, kitapları çekip sayfaları çevirerek, dünyanın en güzel poleni olan ve insanda edebi alerji yaratan kitap tozunu içime çekerek, sonra sevinçten kıpkırmızı bir halde tekrar aşağı koşarak, bir sözü orada, bir başkasının şurada bulup filizlenen efsanemin içine yerleştirerek yaşadığımın ne kadar heyecanlı bir macera olduğunu anlataman. Tıpkı Melville’nin kahramanı gibi, çılgınlığın çılgınlaştırdığı biriydim. Durmamın imkânı yoktu. Ben Fahrenheit 451’i yazmadım, o beni yazdı. Sayfalardan gözlerime giren, oradan tüm sinir sistemimi dolaşarak ellerimden dışarı fırlayan, bir enerji çevirimi vardı. Daktilo ve ben, parmak uçlarıyla birbirine bağlı siyam ikizleri gibiydik…”

Ray Douglas Bradbury

Ray Bradbury ölmeden önce bana deselerdi ki: “Senin hayatından 10 yıl alıp bu adama vereceğiz.” Kabul ederdim galiba, o kadar çok seviyorum kendisini. Zaten benim bu hayata ne katkım olmuş ki diye düşünür, Bradbury’nin daha çok yazıp, daha çok yaşaması için kendi hayatımdan verirdim.

Bradbury ile Fahrenheit 451 kitabıyla tanıştım ve 2 günde bitirmiştim. Hayatımda en çabuk bitirdiğim roman olmuştu sanırım. Ben genelde yavaş, ama sürekli okurum, iki yüz sayfalık bir kitabı bir ayda bitirdiğimi hatırlıyorum.

Ama Bradbury kitapları hariç. İnsanı içine çeken bir yapısı var kitaplarının. Merak uyandıran, ilginç bir yazım tekniği var ve oldukça akıcı. Tabii ki buna Bradbury’nin yaratıcılığını da ekleyince tadına doyum olmaz bir edebi zevk alıyorsunuz.

Kendisi bilimkurgu alanında oldukça başarılıdır. Beni bilimkurgu hikâyeleriyle tanıştıran kendisidir.

Mars yıllıkları adlı hikâye kitabı, okuduğum en iyi hikâyeleri barındırmasının yanı sıra, en yaratıcı bilimkurgu konularından birisini de barındırır. Marslıların manipüle yetenekleri, değişik şekillere girebilmeleri ve Mars’a gelen insanlar üzerinde onlarla ilgili değişik anılar canlandırıp insanları değişik psikolojilere sokmaları gibi farklı ve yaratıcı konular var kitapta. Bütün bunların yanında bu duyguları ve öykülerindeki insanların psikolojisini, aile kavramını, yalnızlığı, korkuyu ve heyecanı mükemmel bir şekilde bilim kurguyla harmanlayıp ustalıkla yansıtmıştır hikâyelere.

“Kitap yakmaktan daha kötü suçlar vardır. Bunlardan biri de kitap okumamaktır.”

Fahrenheit 451

Bradbury, sadece bilimkurgu yazmadı, Edgar Allan Poe gibi korku, gerilim tarzı hikâyeleri de oldukça ünlüdür. Sonbahar Ülkesi adlı hikâye kitabı bu kategorinin örneğidir. Son derece ürkünç ve ilginç hikâyeler barındıran bu kitap, ölümden de bolca bahseder ve hikâyelerin neredeyse hepsinde ölüm vardır. Ölümün gerçekliğini ve hüznünü bizlere cam şeffaflığında sunar resmen.

Bradbury, kibrit ve ateşe ihtiyaç duymadan kitapların yakılabileceği ile ilgili öyle güzel cümleler sarf eder ki, aklınızdan uzun süre çıkmaz:

”Eğer dünya kitap okumayanlarla, bilgisizlerle, öğrenmeyenlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi? Eğer dünyanın geniş ekranı (televizyon, bilgisayar, vs.) basketbolla ve futbolla dolar, mtv içinde boğulursa gaz yağını ateşlemeye gerek kalmaz.’’

Fahrenheit 451

Bir diğer sevdiğim kitabı ise “Dandelion Wine” yani “Karahindiba Şarabı” dır. Bu kitapta Bradbury, çocukluğunu anlatır, kardeşiyle yaşadığı anıları, ölümü, korkuyu, heyecanı ve yaz mevsiminin kendisi üzerindeki etkisini mükemmel bir şekilde sunar bizlere. Kitapta kendisini anlatırken ikinci adı olan Douglas’ı kullanır.

Apollo 15 Ay’a indiğinde Bradbury’nin romanı “Dandelion Wine” onuruna, bir kratere “Dandelion Crater” adı verilmiştir. Bu bile Bradbury’nin ne kadar iyi bir yazar olduğunun ve ne kadar sevildiğinin kanıtıdır.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bize geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...