“1950’lerin sonu ile 1960’ların başında küçük bir grup yazar dile dönük ikonolastik yaklaşımları ve savaş sonrası Amerikan toplumunun konformizmiyle muhafazakarlığına yönelttikleri öfkeli bir saldırı eşliğinde Amerikan edebiyatının uzun zamandır kabul görmüş ilkelerine meydan okudular. Sonrasında Beat Kuşağı adı verilen akımın  bu yaratıcıları ve rol modelleri, Jack Kerouac’ın “Yolda”, Allen Ginsberg’in “Uluma” ve William S. Burroughs’un “Çıplak Şölen” gibi kışkırtıcı yapıtlarıyla içinde yaşadıkları zamanın ikiyüzlülüğünü ve tabularını hedef tahtasına oturttular.” David Sterrit’in de yukarıda güzel şekilde belirtmiş olduğu gibi Beat hareketi diğer birçok edebiyat akımı gibi bir şeylere tepki olarak ortaya çıkmıştı ama onu diğer edebiyat akımlarından hem güçlü hem de güçsüz kılan bir özelliğiyse örgütlü bir hareketten ziyade gevşek bağlara sahip bir ortaklık olmalarıydı. Bu “gevşeklik” veya başkalarının ifadesiyle “kayıp kuşak” olunuşluğunun esas sebebi Beat yazarlarının çoğunun Birinci Dünya Savaşı veya ekonomik buhran  sırasında dünyaya gelmiş olmaları ve yetişkinliklerinin ise İkinci Dünya Savaşı ve sonrasına denk düşmesinden kaynaklanmaktadır. Zaten hareketin, Jack Kerouac tarafından verilen, ismi de bitik, yılgın anlamına gelmektedir. Oldukça sıkıntılı bir dönem yaşayan 50’ler 60’lar Amerikan toplumunda öne çıkarılan ahlaki değerler ve muhafazakarlık, komünizm aleyhtarı devlet propagandası ve komünist avı, sürekli televizyonlarda vurgulanan konformist aile tipleri ve sansürlenen yaşam gibi problemlerin baş gösterdiği bir zamanda çıkmış olan Beatnikler birçok insanı rahatsız edecek kadar cüretkar, aykırı ve radikaldiler. 1949’da tamamlanan ve Jack Kerouac’ın ilk romanı olan “Kasaba ve Kent”te Kerouac’ı temsil eden karektere komşusu şöyle bir alaycı uyarıda bulunur: “Tanrı korusun sakın ha haddinizi aşmayın… Aman bütçeye dikkat. Biliyorsunuz, sorumluluklar falan var. Karınızı ve miniklerinizi sevin… Amirinizin kamçısına ses etmemeyi öğrenin. Ne yaparsanız yapın ama sakın ha başkaldırmaya kalkmayın!” Kerouac ise şöyle cevap verir: “ Bana gelince baylar ve bayanlar, ben bu batan gemiyi terk edeceğim.” Burada da görülmüş olduğu gibi Amerikan toplumunun o günkü değerlerini eleştiren ve küçümseyen Beatnikler edebiyatın içine “kötü” şeyler olan alkol, seks, uyuşturucu ve eş cinsel ilişki gibi tahrik edici şeyleri soktular.

Romanda Kerouac ve William Burroughs, şiirde ise Gregory Corso ve Allen Ginsberg kuşağın en tanınan isimlerindendi. Amerikan edebiyatından belli bir süre popüler kültüre karşı olmalarına rağmen popüler olmuşlardı. İşledikleri konular sadece romanlarının veya şiirlerinin merkezini değil aynı zamanda hayatlarının da merkezi oluşturuyordu. Özellikle alkol ve uyuşturucuyla olan ilişkileri oldukça yoğundu. Bu yaşam tarzının getirdiği birtakım şeylere de doğal olarak sahiptiler. John Clellon Holmes şu şekilde tasvir etmişti Beatnikleri: “Üstü açık bir otomobilden yükselen çılgın kahkahalarla, çünkü artık hiçbir şeyin anlamı yok.” Mevcut değerlerin yıkımı her zaman olduğu gibi bir “hiçlik”e bırakmıştı yerini ve bu hiçlik sanatsal açıdan başka bir boyuttaki üretkenliğin kilitli kapısıydı. Beatnikler kendine has üslubuyla bu kilitli kapıyı açmayı başarmıştı belki, ama tekrar kilitleyemedikleri açıkça ortadaydı. Bu değer yitiminin ve onun getirdiği yabancılaşmanın en iyi örneğini Beat’lerin büyük romancısı William Burroughs şu şekilde anlatıyordu anılarında: “Ölümcül silah bir valizin içindeydi ve ben de onu oradan çıkardım ve silah doluydu ve ben de nişan almıştım. Joan’a -Burroughs’un karısı- dedim ki, sanırım William Tell sahnemizi canlandırmanın vakti geldi. Kokteyl bardağını alıp başının üzerine dengede duracak bir biçimde koydu. Bunu neden yaptım, hiç bilmiyorum, bir şey beni ele geçirdi. Böyle bir şey yapmak tam anlamıyla çılgınlıktı… Bardağa nişan alarak tek el ateş ettim.” burada kestiği hikayenin devamında namluyu gereğinden fazla aşağıda tuttuğundan karısını kafasından vurarak öldürmüştü.

Beat’in özü itibari ile bir edebiyat akımıydı ama etkisi edebiyatın dışına taşmıştı. Müzikte; The Rolling Stones, Bob Dylan, The Doors, Tom Waits ve hatta ismini de oradan aldığı söylenen The Beatles grupları ve sanatçıları Beat’den etkilenmişti. Sinemadaysa Jack Kerouac’ın en bilinen kitabı olan Yolda , Ginsberg’in Uluma’sı filme çekilirken Beat kuşağının yazarlarını anlatan çeşitli filmler de çekildi; Big Sur, Kalp Çarpması, Darbe gibi.

Yarrattıkları dalganın yıkmış olduğu duvarlar olsa da düzensiz ve dağınık bir hareketin kaçınılmaz ve trajik sonuna gelmeleri çok da uzun sürmemişti. 1960’ların ortalarına gelindiğinde yükselişe geçen Hippi hareketiyle etkileri solmaya başlamıştı. Ardından ondan etkilenen ya da devamı olduğunu söyleyen hareketler çıksa da Hippi ya da Neo-Beat gibi hiçbiri onun sanatsal özgünlüğünü ve kalitesini yakalayamadı ve popüler kültür ürünleri olarak raflardaki yerlerini aldılar.