Birçok kişi gibi ben de bu karantina sürecinin fazlaca etkilediği kişilerdenim. Günlük hayatın değişmesi, rutinlerin bozulması, sosyal ilişkilerin mesafeye maruz kalması ve yaşamı evde geçirme zorunluluğunun birçok farklı yönden etkisi oldu. Örneğin bazı çalışmaları evde yapmakta zorlanan ve bunun için kütüphane ya da sessiz bir kafeye giden biri olarak en fazla oda değiştirebilme seçeneğiyle yetinmek zorunda kaldım. Verimli bir çalışma yapamadığımda da zamanın bir şekilde geçmesi gerekiyordu. En çok zorlayan nokta da buydu. 

Birçok kişi gibi önce kendimi verimli çalışmalar için zorladım. Okumaya, yazmaya, izlemeye… Sonuç olarak eski normal günlük yaşamda zaman bulmak için zorlandığım şeylerdi bunlar ve elime fırsat geçmişti. Ancak kazın ayağı öyle değilmiş. Bu çalışmalar, günlük yaşamın zamansızlığı içerisinde yapılması daha kolay aktivitelermiş. Kendimi zorlamanın bunaltının içine iyiden iyiye girmeye yol açtığını anlayınca bu sürece dair hedefimi bire indirdim: fiziksel ve psikolojik olarak en sağlıklı bir biçimde bu süreci atlatabilmek. 

Yine de tamamiyle verimsiz bir süreç olduğunu iddia edemem. Her ne kadar okuma-yazma gibi aktif eylemlerle haşır neşir olamamış da olsam düşünme ve fark etme çabası durdurabileceğim bir işlem değildi. Bu yazıyı da bu çabaların sonucunda ulaştığım bazı sonuçları, yazıya dökülmemiş her düşünce kaybolmaya mahkumdur düsturuyla yazıyorum. Metnin kişisel düşünce ve deneyimlerden oluştuğunu da ekliyorum. 

Bunaltının ardından gelen yaratım

Ağır bir bunaltı, genellikle beraberinde büyük bir isteksizlik de getiriyor. Herhangi bir şey yapmaya karşı isteksizlik, sıkıntının ortasına bir boğa gibi oturuyor. Daha önce keyif veren eylemlerin tahayyülü birden keyifsiz oluveriyor. Sanki beyin “Hayır, ihtiyacım olan şey bu değil” diyor ama bunun karşılığında herhangi bir alternatif de getiremiyor. Geriye kalan tek yol ise sosyal medyada amaçsızca dolanmak ve kalitesiz içeriklerle oyalanmak oluyor. 

Geçenlerde fark ettim ki böyle bir isteksizlik sürecinin ardından çoğunlukla yaratıcı bir sürece giriyorum. Bu her zaman bir üretim bağlamında gerçekleşmek zorunda değil. Bir fikir, geleceğe dair alternatif bir yol veya yeniliklere kapı aralayabilecek bir farkındalık olabiliyor. Sanki o isteksiz dönemde verimsizlik ve hiçbir şey yapamamaktan nefret edip bıkıyor ve o sürecin tesiri hafiflediğinde veya gereken gücü kendimde bulabildiğimde, yaratıcı bir eylemle, kozasından çıkan kelebek gibi üzerime yapışıp enerjimi emen isteksizlik sülüğünden kurtuluyorum. 

O yüzden eskiden şikayet ettiğim bu belirli aralıklarla musallat olan verimsiz döneme artık o kadar da kötü, üretkenliğimi etkileyen bir süreç olarak bakmıyorum. Yeni bir şey bulmadan önce çekilen sancı, ödenen bedel olarak bakmak ve bunu kabullenmek daha huzurlu hissettiriyor. Üstesinden gelemediğin bir ağrıyı kabullenip onunla yaşamayı öğrenmek gibi bu dönemlerimle barışık olmayı öğreniyorum. Umarım bir gün gelip sonsuza kadar sürmez ve sonucunda yaratıcı bir ürün doğurmaya devam eder. 

Kendi kendine yetebilme yetisinin önemi 

Oldukça sosyal, kimi zaman evde duramayan biri olarak böyle bir sürece adapte olmak elbette zor oldu. Sosyal ilişkiler belki de beni dinç tutan bir unsurdu. Ev yaşamı, hayata mutlu bir şekilde devam edebilmemde etkili olan sosyallik olmadığından beni oldukça zorladı. Sancılı bir sürece vesile oldu diyebilirim. Ama çoğu sancılı süreç gibi bunun sonucunda da değerli bir kazanım ortaya çıktı. 

Elbette sosyal ilişkiler, hayatımın her döneminde benimle olmasını istediğim yaşamın önemli bir yönü. Ancak her şeye rağmen bunu hayatın merkezine alıp dinçliği ve sağlıklı yaşamı ayakta tutan temel sütun haline getirmenin o kadar da iyi bir fikir olmayabileceğini gördüm. Bir süredir önem verdiğim “kendi kendine yetebilme” kavramının sosyal ilişkiler bağlamında da değerli olabileceğini düşünüyorum. Mutluluğu, dinçliği ve genel olarak sağlıklı bir günlük yaşamı sosyal ilişkilere bağlamaktansa kendimle ilgili daha benden, bana dair şeylere bağlamak belki de daha doğrudur. Bunu yapabilecek miyim ya da doğru mu düşünüyorum emin değilim. Yaşama dair beni ayakta tutan, mutlu eden her şeyin kendi içimde var olduğu düşüncesinin gerçekçi olmasını yürekten istiyorum. Çünkü benim dışımda gelişen şartlar ya da başkaları yüzünden hasar almak istemiyorum. Hem sağlıklı bir günlük yaşam sürüp hem bunu sağlamak mümkün mü, bilemiyorum. Bunun bir dengesini bulabilmeyi çok isterdim. 

Motivasyon kaynaklarını sorgulamak

Elbette biraz önce bahsettiğim verimsizlik dönemine karşı onu tamamen kabul edip verimlilik adına herhangi bir çaba harcamamak gibi bir tutumum yok. Aksine düşünüyorum. Bir şeyler neden benim normalde keyif aldığım eylemleri yapmamı engelliyor? Gelecek için hedeflerime ulaşmak için belirlediğim adımları atmamı bir şeyler nasıl engelleyebiliyor? Gerçekten istemiyor muyum? Yoksa sadece dış koşullardan fazla mı etkileniyorum? Bunlar bu sorgulamaya dair kilit sorular. 

Bazı şeyleri herkes kolayca yapamaz. Elbette tembellik de bunda büyük bir etken olabilir. Ancak daha derinlerde daha karmaşık sebeplerin de bulunduğunu düşünüyorum. Buradaki anahtar kelimeyi “motivasyon” olarak görüyorum. Örneğin akademide bilimsel çalışmalar yapmak istiyorum. Bunun için motivasyonum ne? Ulaşacağım hangi sonuç beni tatmin edecek? Para? İşe yararlık? Tanınırlık? Bilgi birikimi? Bu sorular cevaplanması kolay ve muhtemelen de tek cevabı olan sorular değil. Böyle bir sorgulama yapmanın ya da yapmak zorunda kalmanın iyi bir şey olup olmadığından da emin değilim. Sıradan bir insan gibi hedef belirleyip nedenlerini sorgulamadan çalışmak isterdim. (Sıradan insan yakıştırması ne kadar hoş, böyle bir insan var mı yoksa herkes üç aşağı beş yukarı benim gibi mi sorularını şimdilik sormuyorum.) Mutluluk ve tatmin daha ulaşılabilir olurdu. Şimdi ise gerçekten istediğim şeyler için yeterince çabalayamamak, bunun nedenlerini sorgulamak, motivasonlarımı aramak ve sonuç olarak gerçekten isteyip istemediğimi ya da ne istediğimi bulmak gibi zorlu bir süreç var. 

Her şeye rağmen sorgulamaya daha çok değer veriyorum. Bunun sonucunda ulaşacağım şeyin, sorgulamadan ve düşünmeden ulaşacağımdan daha değerli olacağını düşünüyorum. Ya da umuyorum. İçinde şüphecilik barındıran sorgulama eylemi, umarım döküldüğü her şeyi eriten bir asit gibi uygulandığı tüm konuların içindeki “istekliliği ve motivasyonu” yok eden bir kanser değildir. 

Zamanın her noktasında insanın, yaşama dair hala bir şeyleri keşfetmeye çalışması, kendiyle ilgili bilmediği tonlarca noktanın olması ve sanki ilk defa karşılaştığı biri gibi kendini ve yaşamını tanıma çabası ilginç değil mi? Bu karmaşıklık ve bilinmezlik kimi zaman gözümü korkutmuyor değil. Nihai bir sonuca ulaşma yolunun sonsuzluğu… Bazen mutluluğun yaşama dair en önemli şey düşünüyorum. 

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...