İçtengelim'in üçüncüsünde konu, yaşamda insanın karşısına çıkan büyük fırsatlar ve bunları değerlendirmek içinde bulamadığı cesaret. Ruhun şad olsun Selim Işık...

Hayatta bazı dönüm noktaları çıkıyor insanın karşısına, hepimizin malumu. Böyle dönemlerde kimi zaman cesaret gerektiren kararlar almak gerekebiliyor. Zaten geleceği şekillendiren kararların birçoğu cesaret gerektirmiyor mu? İşte o cesareti hissedip bilinmezliğe doğru bir adım atmak, kimi zaman oldukça güç olabiliyor. Adı üstünde, bilinmezlik. İşte bu zorluğu hissetmek çeşitli düşüncelere sürükledi beni. Belki birçoğu yanılsama, bilmiyorum. Ancak yazmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Çevreme baktığımda büyük işlere kalkışıp altından başarıyla kalkan insanları görebiliyorum. Altından kalkamasa da salt deneyimlediği için bile değerli kazanımlar elde eden insanlar mevcut. Şu yaşadığım dönemde, böyle bir işe girme cesaretini nasıl bulduklarını merak ediyorum. Aslında kararı büyük diye nitelememize neden olan şey biraz da onun bilinmezliği. İnsanın kendi hayatı için gidişatı ve sonu belli olmayan bir yola çıkması şaşırtıyor beni. Benim karşımda olan yol gerçekten mantıksız o yüzden mi yoksa bu bir karakter meselesi mi bilmiyorum. Ancak kendimde böyle bir yola çıkma cesaretini bulamıyorum. Güvenli alanımdan çıkıp bilinmezliğin güvensizliğini deneyimleme düşüncesi beni fazlaca korkutuyor. Adımlarımı sağlam ve gidişatı az çok belli olan yollara atmak istiyorum. Bu da kararımın niteliği küçültüyor tabii. Küçük kararlarla da büyük başarılara ulaşılabilir mi bilmiyorum. Büyük başarılar, sosyal medya aforizmalarında olduğu gibi yalnızca büyük kararlarla mı kazanılır bilmiyorum. Sadece öyle olmamasını umuyorum.

Bu düşünceler beni karşılaştırmaya itiyor. Böyle büyük adımlar atmaya cesaret edebilen insanlarla edemeyen insanlar arasındaki fark ne? Lisans düzeyinde hâkim olduğum psikoloji bilimini bir kenara koyup bunu “loser ruh” ya da “tutunamamak” ile açıklıyorum bilinmezliği düşünerek geçirdiğim depresif zamanlarımda. Yeri gelmişken Oğuz Atay’a saygılarımı sunuyor ve Tutunamayanlar’ı basit popüler kitap olarak görenlere yanıldıklarını iletiyorum. Kaybetmeye mahkûm ya da tutunamayan bir ruha sahip olmak, bir şekilde sahip olduğun potansiyele bakmaksızın insanı başarıya giden o riskli yollardan uzak tutuyor sanki. Selim Işık’ın durumuyla benzeşiyor mu pek emin değilim. Çünkü o aslında tutunmak için çabalamış ve adım atmaktan kaçmamış biri gibi. Bahsettiğim durumsa tam anlamıyla bir kaçış aslında.

Herkesin rahatça yaptığı işlerde, karşısına anlamsız güçlükler çıkıyordu.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Bu karar alma sürecinin sıcaklığı geçtiğinde fazla keskin ve yaradılışçı düşündüğümü fark ediyorum. Eğer alman beklenen karar hayatın için gerçekten önemli bir dönüm noktasıysa bilinmezliğe bir adım atmak, şartlara göre değişmekle beraber belki o kadar da mantıklı değildir. Bahsettiğim loser ruh temalı hisler de belki kendi içlerinde bir his olmaktan çok, aslında bu adımın mantıksız olduğuna dair derinde oluşan düşüncelerdir.

Sonuç olarak insanlar gerçekten cesaretli ve korkak olarak ayrılıyor mu ve ben korkak tarafta mıyım emin değilim. Yalnızca hayatımın bu döneminde bilinmezliklerden hoşlanmadığımı biliyorum. Belki bu da bir çeşit kendini koruma mekanizmasıdır. Eğer gerçekten daha mantıklı bir seçenek olmadığında gözlerimi kapatıp bilinmezliğe adımlayabilir miyim bilmiyorum. Bilmem de gerekmiyor. Selim Işık olmaya pek niyetli olmadığımı biliyorum yalnızca. Umarım tutunmak mümkün olur.

İçimden geçenlerin ne kadarını anlatabildim, zihninizde oluşan şey ne kadar anlamlı oldu emin değilim. Oğuz Atay bir kez daha anıyorum bu noktada:

Anlamasan da olur. Kimse anlamasa da olur. Gerçek hürriyet budur. Ben anlıyorum. Anlatamasam da olur…

Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 3 / 5. Oy sayısı: 1

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...