İçtengelim yazı dizisinin ikinci bölümü. Bir insanın neden zeytin ağacı ya da üzüm asması olmak isteyeceğini açıkladım. Hayatın zor olduğuna dair rivayetlere yanıt verdım ve yalnızlığı seçmenin erdeminden bahsettim. Spoiler: zeytin ağacı veya üzüm asması olamıyoruz.

İnsan hiç zeytin ağacı olmak ister mi? İsterse de niçin ister? Tuhaf bir arzu. Öyle göründüğünün farkındayım. İnsan bazen o kadar istemediği bir konumda olur ki, içinden bir zeytin ağacı olma arzusu bile geçebilir. Hatta bunu, yıllardır uğranmayan minik tatil kasabasına duyulan hasret gibi içinde duyumsayabilir bile. Bu da tuhaf geliyor, biliyorum. Ancak zeytin ağacı olmaya özlem bile hissedebiliyor insan kimi zaman. Böylesine hızlı, renkli ve zengin (uyaran yönünden) bir günlük yaşam hüküm sürerken karmaşık, anlaşılamayan ve anlaşılması da mümkün olmayan ilişkilerin ortasında kalan, belki de kalmaya mahkûm insan; bir de üzerinde bulunduğu konumu düşünmek, onun farkındalığına varmak ve ona uygun / bilinçli kararlar almak gibi bir talihsiz alışkanlığa sahipse zeytin ağacı olmayı istemesi, dahası özlemesi kadar normal bir durum olacağını zannetmiyorum. Zeytin ağacı olmak istiyorum. Üzüm asması da olur.

Sıkışmışlık. Bedende kalmışlık. Hatta bedenin içinde küçücük kalmışlık. Pısmışlık. Ürkmüşlük. Bazen o kadar ağır ki, ezilmişlik. Unutmuşluk ve unutamamışlık. Bezmişlik. Kaçamamışlık. Bırakmışlık. Kılını bile kıpırdatmamışlık. Ne yaparsan yap üzülmüşlük. Acımışlık. Ağlamışlık. Ölememişlik.

Böyle her taraftan, anlaşmış gibi hücum ederler ya insanın üzerine. Kendini her şeyin tam ortasında bulursun. Bu noktaya nasıl gelmişsin anlamazsın çünkü kılını bile kıpırdatmamış olabilirsin. Ne yazık ki bu bir şey değiştirmez. Kaçamazsın da. Beklersin öyle. Beklersin ki gelsin, acıtsın, yaksın orayı like a whisky shot. Kendine istediğin kadar hayır iyisin, zamanla toparlanacaksın, böyle şeyler olabilir mavraları sık. Acınası bir konumda olduğun gerçeğini değiştirmez.

Sonra neden zeytin ağacı… Üzüm asması da olur. Böyle büyüük bir bahçe. Ortasında bir yerlerdesin. Büyük ve kudretli olmak zorunda değilsin. En iyisi olmaya, kendini göstermeye çalışman için bir sebebin yok. Her yıl biraz meyve ver, yeter. Diğerlerinin arasında kaybolur gidersin. Endişe duyman gereken pek bir şey de yok. Anı yaşarsın. Zeytin ağacı olursan yüzyıllarca belki de. Bir yıl kısır geçse de yaşarsın sonuçta. Asma olursan üzümlerin, narin ayaklarda çiğnenir de şarap olur şanslıysan. Nihayetinde yaşarsın. Pişmanlıkların, ellerinden kaçırdıkların, arkasından baktıkların, kendine bakamamaların, açılamadığın denizlerin, denizdeki güzelliklerin ve keşfedilmeyen ama hazır onca hissin olmadan. Bunların hiçbirisi olmadan, güçsüz bir bedende, her rüzgarda sallana sallana yaşasan da olur.

Belki sonsuz kere söylenenler arasında en doğru söz, hayat zor. Hiçbir şey yapmasan da bir şeylerin ortasında buluyorsun kendini. Hiçbir kötü niyetin olmasa da üzülüyorsun. Hatalarının bedelini fantastik boyutlarda ödüyorsun. Ne geçmişin parlak, ne gelecek için hazırsın. Şu anda da içinde bir yumru var hissetmek zorunda olduğun. Sıkışmışlık işte. Ne yaparsan olmuyor. Çekilecek olan çekilecek. Kıspetten çıkana Bağdat’tan da olsa gelir. Bu söz buraya olmadı sanırım. Yine de doğru.

Neyse, fazla uzatmayayım. İçtengeliyor diye abartmayalım. Yaşamak zorundaysak nihayetinde, nerede nasıl olduğunun farkına varıp nerede nasıl olabileceğini/olamayacağını düşünüp bir karara varmak en doğrusu. Bilinçli verilen bir karardan bahsediyorum. Çünkü akıntı sürüklerse seni girdaba, şanssızlığının cezasını çekersin. Ancak eğer sen elindeki kürekle bir yol seçip girdaba girersen, kendi hatanın sonuçlarına katlanmış olursun. Her haliyle daha tercih edilebilir. Ama ilk yazıda tartıştığımız gibi akıntı varken kürekle yolunu belirlemeye çalışıyorsan, girdaba girdiğinde kimi suçlayacağın muallak. O yüzden ben yine küreğimin arkasındaki küçük düğmeye basıyorum.

Gerekiyorsa içine dönmeli insan. Gerekiyorsa yalnızlığı seçmeli. Kaybettiği ne olursa olsun. Böyle baktığımda geçmişi anlamlandırabiliyorum. Başka çarem de yok zaten. İçimdeki benliğim öyle sıkışmış ve pısmış durumda ki, biraz daha içime dönüp durumunun nasıl olduğunu, bunun nedenini ve ihtiyaçlarını sorgulamazsam benliğimi kaybedeceğim. Öyle olursa Benlik Merkezi’nden random bir benlik atayacaklar bana ve her tepkimde bu ben değilim duygusunu daha az yaşayarak o benim olmayan benlikle öleceğim.

En iyi ihtimalle, geçmiş anlamlı ve gelecek umutlu olsa bile, hatta bir gün geçmişle gelecek birleşse bile, şu anki duyumsananlar gerçek. Onlar var.

Ve biz maalesef zeytin ağacı olamıyoruz. Ya da üzüm asması.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bize geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...