İçtengelim yazı dizisinin ilki. Yaşadığının farkında olmak, yaşamı yönlendirmek ve farkındalıkla ilgili. Biraz da dayak var içinde, kanlı manlı. Öyle.

Renkli günlük yaşam çoğu zaman esir alıyor. Öyle dalgalı, hareketli ve dikkat dağıtıcı olabiliyor ki haftalar / aylar boyu bir durup kendine bakamıyor insan. Kendini kaptırmışlık hakim. Yaşam güçlü bir akıntı şeklinde akarken insan kendini bir tahta parçasının üzerinde elindeki küçük kürekle yönlendirmeye çalışıyor. Kayalara çarpmadığı zaman başarılı, çarptığı zaman kaybeden oluyor / hissediyor.

Böyle deyince aklıma alışveriş merkezlerindeki çocuklar için yapılmış araba şeklindeki alışveriş sepetleri geldi. Hatırlıyorum bindiğimi. Direksiyonunun işe yaramadığını görebiliyordum, ancak içimde bir yerde küçük de olsa bir etkisinin olduğuna dair bir his vardı. Beni o direksiyonu çevirip oynamaya motive eden şey de o his olmalıydı. Yaşamaya, daha doğrusu aktif olmaya motive eden şey de çok benzer. Yaptıklarımın gerçekten bir şeyleri biraz da olsa değiştiriyor olduğu hissi.

Neyse, konumuz pek bu değildi aslında. Bu günlük yaşam tüm kuvvetiyle akarken ve biz elimizdeki küçük kürekle kayalardan kurtulduğumuzu zannederken uzun bir zaman yaşadığımızı hissedemiyoruz. Anda bulunmanın ve bunun farkındalığında olmanın önemine inanıyorum. Çünkü gerçekten yaşıyorum hissinin geldiği nadir zamanlardan. Bu dikkat dağıtıcı günlük yaşamda, binalar ve şehir hayatıyla sınırlanmış bakışlarımızla yaşadığımızın ve anın farkındalığına erişmek pek kolay olmuyor.

Geçen gün içimdeki garip isteği fark ettim. Dayak yemek istiyordum. Kanın kayganlığını parmaklarımın arasında hissedeyim, demir kokusu zihnimi açsın, dilim dişimle kesildiği için keskin ve gözlerimi yaşartarak acısın, elmacığımdaki kemik ve morarmış et acısı kendini arada bir hissettirsin ve her adımımda baldırımdan gelen ince darbe sızısıyla rahat yürüyemeyeyim. Vücudumun her tarafından farklı nitelikte ağrılar yükselsin. İşte, diyorum, o an yaşadığımı hissederim belki. Derim ki hayattayım, yoldayım, eve gitmeye çalışıyorum ve yaşamaya devam etmek için bunu yapmalıyım.

Belki de dayak yememek için bu yazı dizisini oluşturdum. Belki her hafta olmaz ama olabildiğince sık kendi içime yönelirim. En azından yazarken, bir şeylerin farkındalığına erişmeye çalışırım ve kendimi motive ederim. Belki de etmem, salt farkındalık yeter. Çünkü yazma eylemi, düşüncelerimi belirginleştiriyor.

Neyse. Herkes yaşamanın bir yolunu arıyor işte. Elindeki o minik kürekle birkaç santim de olsa etki edebilmek için debelenip duruyor. Bense o küreğin arkasına gizlenmiş şu minik düğmeye basıyorum ve bir anda sesler azalarak akıntı yavaşlıyor ve gelen dinginlikle dünya varmış diyorum:

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 5 / 5. Oy sayısı: 1

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...