Ersan Üldes, 1973 doğumlu ve Yerli Film (1999), Aldırılan Çocuklar Örgütü (2004), Zafiyet Kuramı (2007), On Kişot (2011) ve Hindi’nin Ruhu (2015) kitaplarının yazarıdır. Kariyerinde Zafiyet Kuramı’nın Bosnalı yazar Aleksander Hemon editörlüğünde çıkan Avrupa’nın En İyi Kurgu Kitapları 2011 Antolojisi’ne seçilmiş olması ön plana çıkıyor. Zafiyet Kuramı’nı okuduysanız kitabın bu “ödül”ü hak ettiğini fark ediyorsunuz. Konusu, kurgusu ve anlatımıyla üst düzey bir roman olduğu birçok noktadan doğrulanabiliyordu. Hindi’nin Ruhu ise yazarın son kitabı. Diğer kitaplarını henüz okumuş değilim ancak Zafiyet Kuramı’ndan daha cesur bir adım olduğunu söyleyebilirim. Okumadıysanız, spoiler vermeden biraz bahsedeceğim, anlayacaksınız.

Kitabın tanıtım yazılarında Hasan Cahit Doğanay ismini ve bu kitabın onun hatrına saygı niteliği taşıdığını okuyorsunuz. Zaten Hasan Cahit Doğanay’ın kısa bir biyografisiyle başlıyoruz kitaba. Bu durum, ilk kez okuyan okuru hazırlıksız yakaladığı için “acaba öyle bir yazar gerçekten var mı?” düşüncesini oluşturuyor ve insan istemsizce kontrol edip olmadığından emin olmak istiyor. “Ben ne yapıyorum ya?” düşünceleriyle araştırdıktan sonra böyle bir yazarın olmadığını, bunun da kurguya dahil olduğu sonucuna gönül rahatlığıyla varıyorsunuz.

Rahat anlaşılması için genel hatlarını şu şekilde çizebileceğimizi düşünüyorum. Anlatıcımız olan bir yazar, bize Hasan Cahit Doğanay’ın “güzide” eseri Hindi’yi derinlemesine açıklama niyetinde. Kitabın hak ettiği değeri bulamadığından ve anlaşılabilmesi için böyle bir çalışmaya ihtiyaç olduğundan bahsediyor. Anlatımın merkezinde Hindi’nin baş karakteri Mesut yer alıyor. Mesut’un yaşamı, düşünceleri ve Doğanay’ın bunları yazarken neler düşünmüş olabileceğinden bahsediyor yazarımız temel olarak. Daha karışık bir cümleyle anlatacak olursak, bir yazarın (Ersan Üldes), bir yazarın (anlatıcı) bir yazar (Doğanay) hakkında yazdıklarını kurguladığı bir kitap. Özetle anlatıcı yönüyle postmodernizmden beslemiş bir eser.

Anlatım oldukça başarılı. Zafiyet Kuramı’nda da görmüştüm aynı başarıyı. Günümüzde Türk romanının geldiği noktaya baktığımızda; her durumu veya kavramı bir aforizmayla anlatma telaşı içinde olan, bir düşüncenin veya hissiyatın benzetme -mümkünse en uçuk benzetme- olmaksızın anlatılamayacağını varsayan, doğal bir anlatımdan uzak olmanın yanı sıra -ki anlatım her zaman doğal olmak zorunda değildir- zorlama bir anlatım oluşturmak için zorlama bir çaba içine giren yazarlar tarafından oluşturulmuş metinlerin dikkat çektiği görülüyor. Bu tabiri caizse en zorlamasını bulma yarışına Ersan Üldes’in girmeyip kendi yolundan devam etmesi, belki de kitaplarının güzel yorumlarla karşılanmasının bir nedeni. Hindi’nin Ruhu kitabını okuyunca birçok yazarın tarzının eleştirildiği de gözden kaçmıyor. Her ne kadar diğer kitaplarını okumamış olsam da son iki romanında kendini tekrar etmediği, kurgusal ve anlatımsal bakımdan değişime açık olduğu görülüyor ve bu da onu başarılı yapan bir diğer etken. Tabi bu, tamamen değiştiği anlamına gelmiyor. Son romanı ile ironik dil, bazı karakter nitelikleri ve belki de postmodern bir anlatıcı rolü bakımından bir benzerlik görülüyor.

Spoiler istemeyen okurlar, SONSÖZ’e geçebilir.

Romanda Mesut’un yazar olmaya heveslendiğini, kitap yazmış olmanın ve kitap sırtlarında kendi adını görmenin büyüsüne kapıldığını görüyoruz. Kitaplığında birçok kitap var ancak hiçbirini tam okumamış ve sanat anlamında da derin fikirleri yok. Buna rağmen yazar olmayı istemesi ve buna inanması aslında bu şekilde oluşturulan “yazarlık” kimliğine bir eleştiri niteliği taşıyor olabilir. Daha sonra bir telefon geliyor ve Turgay Cumhur’un biyografik romanını yazması isteniyor, tabi parayla. Kabul ediyor Mesut. Bu sırada dışarı çıkmaya karar veriyor, bir yandan bir konu arayışı da var. Önce bu iki konunun birbirinden ayrıldığını görebiliyorsunuz, bu noktadan sonra işler ve zaman biraz karışmaya başlıyor. Kahramanımız hem konusunu arıyor, hem Turgay Cumhur hakkında yazmak için kafa yorup onun belgelerini inceliyor ve oğluyla konuşuyor. Daha sonra bu iki gidişat birleşiyor kitabın sonunda. Konusunu arayan Mesut, caddede kaza yapmış birini buluyor konusu olarak ve onu yalnız bırakmıyor hastanede bile. Hastanede konusunun kızıyla karşılaşıyor, konuşuyorlar, hatta beraber morga giriyorlar teşhis için. En sonunda kızında olan konusunun cüzdanından kimliğini çıkarıp bakıyor gizlice ve Turgay Cumhur ismini görüyor. İşte burada, iki ayrı gidişatın birleştiği noktada yani kitabın sonunda kafa karışıklığı başlıyor. İlk gidişat, yani Turgay Cumhur hakkında roman yazma teklifi alması, Mesut’un konusu hakkında yazmayı düşündüğü ve belki de yazdığı bir kurgu mu? Böylece konusunu aramaya çıkıp Turgay Cumhur’un ölümüne tanık olması ve onu konu almaya karar vermesi “gerçek” bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Tabi eğer böyleyse. Farklı bir bakış açısı ile yazılmış ve benim onu görememiş olma ihtimalim de bulunmakta.

Tabi bu görüşler, kurgunun sistematik ve mantıklı bir yapısı olduğu varsayımından doğuyor. Yani Hasan Cahit Doğanay’ın Mesut’a bir Turgay Cumhur romanı yazdıramadığı da düşünülebilir pek tabi (1).

Son olarak Raşit karakterinden biraz bahsetmek istiyorum. Aslında birçok romanda görebileceğimiz bir karakter bu. Tutunamayanlar’ın Selim Işık’ı ile romandaki konumları oldukça benzer. Aynı durumu yazarın önceki romanı Zafiyet Kuramı’nda da görüyoruz baba karakteriyle. Ana karakterin etkisinden çıkamadığı, onun “yüce”liği ve baskısı altında ezildiği ve karşısında özgüven eksikliği yaşadığı ve hayattaki birçok konuda kendi görüşlerini onun görüşlerine göre şekillendirdiği ya da onun görüşleriyle karşılaştırdığı bir yan karakter. Ersan Üldes’in bu nitelikteki bir yan karakterden beslendiği söylenebilir. Ya da Hasan Cahit Doğanay’ın mı demeliyim?

SONSÖZ

Zafiyet Kuramı, benim için oldukça heyecan verici bir keşifti. Hatta tanıtım mahiyetinde yazılmış öneri yazısına da şuradan ulaşabilirsiniz. Bunun üzerine Hindi’nin Ruhu ile beraber Ersan Üldes’e olan beğenim ve saygım pekişti. Bundan sonra kesinlikte takipte kalacağım bir yazar. Kesin konuşulamaz ancak Ersan Üldes’in diğer yazarlar gibi halihazırda tutulmuş bir tarzda yazmaya ısrar edip onu git gide “zorlama”ya dönüştürmeyeceğine inanıyorum. Bu inanç da böylesine genç bir yazarın gelecek kitapları için beni oldukça heyecanlandırıyor. Okunmalı.

(1): http://www.selinsecen.com/hindinin-ruhu-ersan-uldes/