Aradan uzun bir zaman geçtiğinin farkındayım, ancak bu uzun zaman sonrası Bülbülü Öldürmek gibi güzel bir kitapla geri döndüğüm için de mutluyum. Kitaba pek kuytuda kalmış diyemeyiz tabi ki, ama kuytuda kalmamış bazı kitapların da değerini bilmek lazım, değil mi?

Harper Lee, bu yılın şubat ayında 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bülbülü Öldürmek’i 1960 yılında yayımladı ve yayımladığı an çok büyük ilgi gördü. Örneğin 1961 Pulitzer Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü, filme çekildi, filmi Oscar aldı… İlk kitabın 20 sene sonraki devamı niteliğindeki ikinci ve aynı zamanda son kitabı Tespih Ağacının Gölgesinde ise 2015 yılında yine sevdiğim ve takdir ettiğim Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. Zamanında bu kadar büyük ilgi görmüş bir yazarın 45 yıl kitap çıkarmamasına her zaman şaşırmış ve saygı duymuşumdur. İlk kitabıyla bu kadar ünlenen bir yazar, 45 yıl içinde 50 tane kitap çıkarır ve ismini unutulmazlara yazdırmak için debelenir dururdu herhalde. Harper Lee, bu yönüyle, gözümde saygıyı hak ediyor.

Scout’un gözünden bakıyoruz dünyaya. Küçük bir kız çocuğu. Onunla beraber büyüyoruz Maycomb adlı Alabama’nın kurgusal kasabasında. Scout’un Jem isminde bir abisi var ve kitabın ana karakterlerinden, Scout’un hayatında da çok önemli bir yere sahip. Babaları Atticus ve anneleri yok. Böyle bir ortamda izliyoruz Scout’un gözünden kendisinin ve abisinin büyümesini.

Scout, abisi ve arkadaşı Dill ile birlikte sohbet ederken çocukluğumuza dönüyoruz. Öyle ki çocukluğumuzdaki muhabbetleri hatırlamasak bile, sanki içimizden bir ses, orada yazanlara çok benzediğimizi söyler. Yahut çevremizdeki çocuklardan çokça görürüz. Harper Lee, bu açıdan çok başarılı bir iş çıkarmıştır, çocukların dünyası çok iyi yansıtılmıştır.

Scout büyür ve farklı olaylara tanık olur, değişik fikirdeki insanlarla karşılaşır. İnsanların ön yargılarını, kendilerini belli sınırlardan asla çıkarmamalarını, bakış açılarını hiçbir zaman değiştirmemelerini anlamlandıramaz. Çünkü Scout, babasından, bir fikre bir taraf olmayı değil, tarafsız bakabilmeyi öğrenmiştir ve hala öğrenmektedir. Bu noktada, kitabın asıl amacının, zencilere karşı bakış açısının toplumda -en azından Maycomb’un içinde- asla değişememesini, insanların ne olursa olsun ön yargılarını kıramamasını ve  ayrımcılığı, eşitsizliği göstermek olduğunu söylemekte yarar var. Bunun için kitapta geçen bir bölümü anlatmakta bir sakınca görmüyorum.

Scout sınıftayken öğretmeni Yahudiler için onların iyi insanlar olduklarını, girdikleri her topluma çok yarar sağladıklarını ve toplumu geliştirdiklerini, çok çalışkan olduklarını söylemiştir. Ancak Scout, aynı öğretmenin zenciler için “böyle giderse tepemize çıkacaklar” tarzında şeyler söylediğine de tanık olmuştur. Buradaki ön yargı net bir şekilde gözümüze çarpar. Öğretmen gibi okumuş, aydın diye nitelendirilebilecek bir karakterin ezilen Yahudileri iyi görürken ezilen zencileri kötü görmesi bu durumun en iyi örneklerindendir ve Scout bunları gözlemler.

Okumayanlar için kitabı anlatmak istemiyorum ancak, toplumun ön yargısının kırılamaması noktasında kitapta geçen davanın, mahkemede ve mahkeme sonucunda olan şeylerin çarpıcı bir örnek olduğunu söyleyebiliriz.  

Maycomb’da yaşayan farklı karakterlerde insan ve aileler vardır ve hepsi belli tiplemelerdir. Fakir yaşayanından dışlananına, dindarlığı abartanından huysuz yaşlısına, çingene gibi yaşayanından ortalama ailesine kadar herkesi gözlemler Scout. Bir anlamda toplumun yaşayışını öğrenir. Burada dikkatimi çeken şey, Scout’un insanlar ve aileler için kafasında oluşturduğu bazı etiketler, sağdan soldan duyduklarıyla oluşmuştur ve bu da insanlar arasındaki dedikodu diye nitelendirebileceğimiz ilişkinin kuvvetli olduğunu gösterir. Bu yönden kitap, tüm toplumlara hitap eder aslında. Amerika’daki zenci ön yargısıyla tüm toplumların, değişmesi çok güç ve zaman isteyen ön yargılarını anlatır.

Kitabın içinde bir çok güzellik bulunabilir, sadece bu yönden bile okunmaya değer bir kitap. Dünyayı bir çocuğun gözünden izlememiz bunda büyük etkiye sahip. Onun masum, kimi zaman komik gelebilecek düşünceleri bizi etkiler. Bu, kitabın kendini sevdirmesinde büyük bir etkendir. Böyle bir ön yargıyı da aslında en insancıl düşünebilen ve masum olan çocukların gözünden anlatmak, Harper Lee’ye duyduğum saygıyı pekiştiren bir diğer  düşüncedir. Çünkü ön yargıların mantıksal bir temeli yoktur. Çok basit ve desteklenemez düşüncelerden yola çıkılır ve resmin tamamı uzaktan bakılmadığı için görülemez. Saf bir inat, gerçeği görmeyi engeller. Bir çocuk ise bunu çok iyi tespit eder, bununla yaşayan çocuklar aynı ön yargıya sahip olabilirken bununla yaşamayan, bu ön yargıya uzaktan tanık olan çocuklar ise bunun mantıklı olmadığını, böyle bir konuda -yani zencilerin ezilmesi konusunda- insancıl hiç olmadığını fark ederler. İşte Harper Lee, bu noktayı güzel değerlendirmiş.

İncelemeyi, kitabı güzel özetleyen bir cümleyle bitirmek doğru olur sanırım. Toplumumuzun ve tüm toplumların ön yargılarından sıyrılması dileğiyle…

İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...