1989’da kurulmuş olmasına rağmen, 1993’e kadar “Requiem” adıyla devam etmiş, melodik black metalin isminin geçtiği her yerde adı anılan, İskandinavya’dan çıkmış en iyi birkaç grup arasında illa ki adı olması gereken müthiş Norveçli grup Old Man’s Child, metal severler arasında unutulmayacak gruplardan biridir.

Diskografi:

– Born Of The Flickering (1996)
– The Pagan Prosperity (1997)
– İll-Natured Spiritual Invasion(1998)
– Revelation 666: The Curse Of Damnation (2000)
– In Defiance Of Existence (2003)
– Vermin (2005)
– Slaves Of The World (2009)

2003’ten bu yana grup tek kişi; ulu Galder (Tom Rone Andersen). 2000’de Dimmu Borgir’e geçen geçen Galder’in Old Man’s Child’ı bir yan proje haline soktuğunu o yıllarda yazıp çizenler çok olmuş ama Galder bunu hep reddetmişti. 2009’dan sonraki “Devam ediyor mu Old Man’s Child yaae?” sorularına ise net bir cevap vermek halâ mümkün değil.

Galder, grup ilk kurulduğundan beri grubun her şeyi aslında. Şimdilerde ne yaptığı dahi bilinmeyen, iyi ritimci Jardar (Jon Øywinfd Andersen) ile beraber kurduğu, Norveç black metalinin Mayhem ve Burzum’dan sonraki tartışmasız en iyi temsilcilerinden biri olan Old Man’s Child ile Dimmu Borgir arasında hep bir yakınlık olmuştur. Özellikle Shagrath (Stian Tomt Thoresen) ile olan yakın dostluğu Dimmu Borgir’in solocusu olmasını da kolaylaştırmış olmalı çünkü Old Man’s Child, Dimmu Borgir’in de yükselişe geçtiği 2000’li yılların hemen öncesinde popülerdi. Dimmu Borgir 2000’lerin ilk yarısını ele geçirmeyi Galder’i de kadroya dahil ederek (ve bence Old Man’s Child’ı bitirerek) gerçekleştirdi. Grubun hayranları için Dimmu Borgir sevgisi nefrete dönüşmüş bile olabilir. Ben de üzülüyorum ama Old Man’s Child’ın önünün ne kadar açık olabileceğini hiçbir zaman bilemeyeceğimiz için afaki konuşmanın da bir anlamı yok.

İlk Albüm: Born Of The Flickering

Grubun Metallica ve Slayer coverları yaparak başladığı, ilk dönemlerinde death metal ile yol aldığı da yazılıp çizilir ama 1994’teki demodan sonra, şimdilerde batık olan, Shagrath güdümlü Hot Records’tan satışa sunabildikleri ilk albüm Born Of The Flickering, muazzam bir black metal albümüdür. Yaklaşık 1 saat süren albümün 90’ların Norveç black metalinin ne kadar ritmik, anlatabildiğini doğrudan dile getirebilen, kaçamak yapıp yan heavy metal riff’lerine sapmadan, sonradan dalga konusu olacak atmosferik black metalin önünü açan bir tür belirlemesi çok değerli. Albümün ilk 4 şarkısının derinliğini, üzerinden geçen neredeyse 25 yıldan sonra bile buram buram solumak insanı iyi hissettiriyor. “Behold the hand that embrace this world/ Sovereign of the unborn life/ Destroyer of all (King Of The Dark Ages)” ve “Simple deeds, destruction hands/ Defeating its material self/ We have left you now/ You will never be found again/ Feeble fortune and rotting food (Swallowed by a Buried One)” gibi Galder’in kült sözleriyle ve şimdilerde ne yaptığı gene bilinmeyen Toril Snyen’in kesik çığlıklarıyla birlikte, black metal dendiğinde ilk dinlenmesi gereken albümlerden olmayı sürdürüyor ve bir 25 yıl sonra da sürdürmeye devam edecektir.

Old Man’s Child’ın 2000’lerin ilk yarısındaki halini hem pek takip etmedim hem de Dimmu Borgir ile birbiri içine girdiği her yerinden akan albümlerine karşı soğuk durdum. Yıllar sonra Revelation 666: The Curse Of Damnation’ı dinlediğimde ise fikrim biraz yumuşar gibi olmuştu ama ön yargımı üzerimden atamamıştım. Artık ne Galder eski Old Man’s Child Galder’iydi ne de grubun şarkıları artık derinlikli şarkılardı. O atmosferik, boğucu, yer yer sıkıcı, yer yer şaheser seviyesindeki müzikal altyapı, Dimmu Borgir’in de girdiği yol olan “hareketli olduğu kadar depresif” bir black metalin içine gömülmüştü. Galiba black metalle arama sınır koymaya başlamam gerektiğini de ne yazık ki Old Man’s Child bana öğretmiş oldu. Century Media Records arkanda, hemşehrin Shagrath sol omzunun üzerinde, belli bir popülerlik sırtında, çift cross’lu, kickten başka bir şeyin anlaşılmadığı şarkılar cebinde, müthiş derinlikli, satanizm felsefesinin özütünü kucağa bırakan sözler ise artık geçmişinde olan Galder, bu albümden sonra Jardar’la da yolları ayırarak Old Man’s Child’ı tek başına devam ettirmeye başladı. 2003’teki In Defiance Of Existence, halâ grubun en sevilen albümlerinden biri olsa da ve Jardar birkaç şarkıda bu albüme katkı vermiş olsa da, benim için eski Old Man’s Child hiçbir zaman var olamayacakmış gibi toprağa gömülmüştü. Lord Belial’dan tanıdığımız Marielle Andersson bile, benim gözümde Revelation 666’i kurtarmaya yetmemişti.

Vermin ve Slaves Of The World

Daha sonra Vermin ve Slaves Of The World’ü de dinledim. Vermin’in hızı “Bu bir black metal grubu değildir. Melodik olan türlerin tümünün etiketini üzerine yapıştırabilirsiniz” hissini damardan veriyordu. Vermin ile Dimmu Borgir’in Puritanical Euphoric Misanthropia albümünü üst üste dinlediğinizde, black metalin yavaş yavaş eridiğini görmek mümkün oluyordu çünkü bu iki albümün de amacı aynı şeydi: “Hızı artır, riffleri heavy sınırlarına (veya benzerine) çek, senfonik ögeleri her şeyin önüne koy, kickler kafa delsin; ritmi ise hiç önemli değil”. Vermin kafa sallatan bir albümdü bu arada, hakkını vereyim. The Plague Of Sorrow ve War Of Fidelity albümün başlarında yer alır ve üst üstedir. İki şarkıyı kafa sallamadan geçen bir Old Man’s Child hayranı görmedim. Ama işte, benim kafamdaki Old Man’s Child çoktan bitmişti. Bunu anladığımdaki üzüntümü de net olarak hatırlıyorum.

Slaves Of The World, Vermin’e göre daha fazla black metalin o ilkel yönünü taşıyor gibi görünen şarkılar barındırsa da, Galder işin bokunu çıkartarak “Savaş çığlıklarıyla dolu, epik bir black metal bu” gibi saçma argümanlar geliştirmiş, olayı iyice power metalin “Vur, kır, parçala” seviyesine çektiği için benim gibi eski Old Man’s Child’ı özleyenler için üzücü bir albüm yaratmıştı. Hardcore’cuların da sevdiği bir albümdür bu. Buradan hesap edebilirsiniz. Dmmu Borgir’in 2000’lerin ortasından başlayarak müziğine daha yoğun senfonik ögeler ekleme yeniliği, Old Man’s Child’ı “Senfonik power metalin black soslu hali” gibi berbat bir seviyeye çekmişti. Bir tek Path Of Destruction’ı -o da ucundan kıyısından olmak üzere- sevdiğimi hatırlıyorum. Ara sıra açıp Old Man’s Child’a üzülmek için dinliyorum.

Galder’in, elindeki malzemeyi daha nitelikli olarak işleyebileceğine dair dinleyenlerine gereğinden fazla umut verdiği bir grup olarak Old Man’s Child, Dimmu Borgir’in yan projesi olma halini alarak küçüldükçe küçüldü. Şimdilerde de devam ediyor ama neredeyse 10 yıldır yeni bir üretim yok (Gerçi, Dimmu Borgir bile 8 yıl sonra albüm yaptı). Bu üretim tıkanıklığının black metalin özelikle bayrak taşıyan gruplarında var olduğunu düşünmekle birlikte, yeni nesil black’çilerin bu “Epik olduğu kadar da hede hödö black metali” safsatasının içinden geçip paramparça etmesini istiyor ve bekliyorum. Bu parçalanmadan sonra Old Man’s Child, ilk albümündeki mağrur duruşu ve şaheser hissiyle birlikte, benim gibi hisseden eski black metal hayranlarının gönlünde değeri bir daha sorgulanmamacasına sabit kalacaktır. Umarım Odin bana bunun gerçekleştiğini görecek kadar yaşam süresi vermiştir.

Metni Kulzos üzerinden, https://kulzos.com/entry/213948 linkinden de okuyabilirsiniz. Yazarın izni ve isteği dahilinde KifiSanat’a alınmıştır.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...