Canetti ve Körleşme

Körleşme, Canetti’nin 1930-1931 yılları arasında, henüz 26 yaşındayken tamamladığı, ancak bitirişinden dört yıl sonra basılmış bir ilk romandır. Basıldıktan sonra birçok ülkede büyük ilgi görse de Almanya’da yaklaşık 30 yıl sonra hakettiği üne kavuşmuştur. Canetti’nin bunun haricinde oyunları, otobiyografileri, birbirinden bağımsız norları ve daha çok sosyolojik incelemelerinin bulunduğu kitapları mevcuttur. Unutmamak gerekir ki Canetti, 1981 Nobel Edebiyat Ödülü başta olmak üzere birçok ödül almıştır ve Körleşme, yazarın en önemli eserlerinden biri olarak gösterilmektedir.

Körleşme, 565 sayfalık kalınca bir kitap. Sel Yayıncılık tarafından basılan kitap bir Ahmet Cemal çevirisi. Bu nokta, kitabın önsözünde Ahmet Cemal’in anlattığı hikayeyi aktarmak için uygundur sanırım. Eğer aşağıdaki görseldeki hikayeyi okursanız kitaba ayrı bir ilgi duyacağınızdan eminim.

“Sağ tık – resme bak” ile rahatça okuyabilirsiniz.

Kitap birçok karakteri konu alsa da, temele Prof. Kien’i oturtuyor. Yaşayan en büyük sinolog olan Kien, bir apartmanın çatı katında, binlerce kitabı arasında rutin bir hayat sürüyor. Kendini tamamen bilime adamış durumda. Ancak bunun da bazı sonuçları var, yaşamdan soyutlanmak gibi. Çok kültürlü, çalışkan ve birçok bilgiyle donanımlı olup kendini “aydın insan” olarak görse de, dışarıdaki yaşam çok farklı ilerliyor. Kendini toplumdan, dışarıdan, ikili ilişkilerden soyutlamanın sonuçları, Kien için farklı tecrübelere neden oluyor. Bu tecrübeleri spoiler vermek istemediğim için fazla anlatmayacağım.

Trajik Unsurlar

Kitapta trajik unsurların olduğunu söyleyebiliriz. Olayların gerçekleşme ihtimalinin bu denli az olması, insanda başta bir ikircikli duygu uyandırsa da kitabın ruhuna, havasına alışınca olaylar değişiyor. Belki de bu ikircikli duygudan kurtulmanın en iyi yolu, yazarın bize bilinçli olarak gerçek olaylar sunmadığını, seçilen tüm bu olayların bir düşünce uğruna seçildiğini kavramak olacaktır. Olaylar yüzünüzü ekşitmenize, karakterlere gıcık olmanıza hatta bazen öfkelenmenize sebep olabilir, bu da belki de yazarın başarısını gösterecektir.

Şahsına Münhasır Karakterler

Değinmek istediğim bir diğer konu, karakterlerin muhteşemliği… Her karakter öylesine nevi şahsına münhasır ki, oluşturulma biçimlerine ve özgün özelliklerine hayran kalıyorsunuz. Elbette ki olaylar bu denli uç noktadayken karakterlerin normal olmasını beklemek yanlış olur. Hepsi kendi özelliklerinde uç noktadalar, özgün kişilikleri ve davranışları var. Daha iyisi, hepsinin iyi ve kötü yanları var ve hiçbirine kötü deyip geçemiyorsunuz yahut iyi deyip tamamen destekleyemiyorsunuz.

Romandaki Genel Mesaj

Kitabın verdiği birçok mesaj bulunmasına karşın genelini düşünürsek şunu söylemek mümkün olur: İnsanın kendi eliyle kurduğu, en tepesinden en alt noktasına kadar kendi elleriyle oluşturduğu dış dünyaya yabancı kalması ve o dünyayla başa çıkmaya çalışması. Sanırım kitabın genelinde bu düşünce yatıyor.

Canetti’nin Üslubu

Kitabın dili, yazarın önsözde aktarılan sözlerinden de anlaşılabileceği gibi arı ve soğukkanlı. Yani herhangi bir anlatımsal zorlanmayla karşılaşmıyorsunuz okurken. Her şey olduğu gibi aktarılmış. Ancak bazı yerlerin, anlatımdan ziyade konudan dolayı beni sıktığını söylemeden geçemeyeceğim. Karakterlerin düşüncelerine normal olarak oldukça yer verilmiş ve bazen bu düşüncelerin vardığı noktalar, okuyucu için okuması pek kolay noktalar olmayabiliyor. Kitabın görece kalın olduğunu da hesaba katarsak, okuma sürekliliği konusunda sıkıntı yaşayan okurların, bu sıkıntılarını aştıktan sonra okumalarını öneririm. Yoksa aylarca “Ne okuyorsun?” sorusuna verdiğiniz yanıt değişmeyecektir… Ancak bazı yerlerin okunması zor demişken şunu da eklemek isterim ki, insanlarda “okunması zor metin kötü metindir” gibi bir düşünce var. Yahut “bir kitap sizi sıkmışsa kötü bir kitaptır” düşüncesi, fark etmez. Ancak kitabın mücadele istediğini sürekli gözden kaçırırız. Kitaplar, insanların hoş vakit geçirmesi ya da boş vakitlerini doldurabilmesi için yazılmış gereçler değildir. Bu düşünceyi de göz önünde bulundurursak, Körleşme için her ne kadar “daha sade olabilirdi” diyebilsek de bu, mücadele etmemek için bir sebep olamaz.

Spoiler kalkanı devre dışı bırakıldı…

Soyutlama

Biraz soyutlama kavramı üzerinde konuşmak istiyorum. Sanıyorum ki karakter soyutlaması konusunda bu roman bir ders kitabı niteliği taşımaktadır. “Karakter soyutlaması” gibi soyut bir kavramın vücut bulmuş halidir deyiş yerindeyse. Ana karakter Prof. Kien başta olmak üzere tüm karakterler, gerçekliğin oldukça ötesindeler ancak kendi içlerinde de oldukça gerçek ve tutarlılar. Çok iyi satranç oynayan hırsız bir kambur cüceden tutun da vücudunda saf gücü barındıran, iri ve kızıl saçlı kapıcıya kadar. Romanda fark ediyoruz ki hiçbiri bir ortak noktada buluşamıyor. Buluştuklarını zannetseler bile bu uğurdaki düşünceleri birbirlerinden oldukça farklı. Kitap her ne kadar uç noktalardan oluşsa da bu durum, toplum ve insanlar düşünüldüğünde pek de ilginç gibi görünmüyor.

Kurgu

Kurgu açısından bakıldığında Canetti’nin kurmaca metin yazma konusundaki ustalığı gözden kaçmıyor. Olayların birbirleriyle bağlanışı, kurgunun başında yer alan bir olayın sonlardaki olayları etkilemesi gibi birçok özellik bu kitapta bulunuyor. Örneğin Prof. Kien’in bir kardeşi olduğu bilgisine kitabın henüz başından erişmiştik. Kitabın üçüncü çeyreği civarında ise Fischerle, Kien’in kardeşine bir telgraf çekiyor. Kitabın sonunda ise bu telgraf kardeşine ulaşıyor ve senelerdir görüşmeyen kardeşler, deyim yerindeyse yüzleşiyorlar. Bu açıdan bakıldığında, romandaki noktaların planlı olduğu fark edilmektedir. Birçok kurmaca metinde karşılaşabildiğimiz kurgudaki boşluklar ise bu kitapta yoktu. Yani kitabın son sayfasını okuduğumda, “iyi de buna ne oldu” ya da “peki neden bunu vermiş ki bize” tarzı sorular sormadım. Sonuç olarak, kurgudaki başarının reddedilebileceğini düşünmüyorum.

Romanda düşünülmesi gereken birçok nokta bulunuyordu aslında. Örneğin “aydın” olan kahramanlarımız Kien kardeşler ve hatta kitaptaki tüm erkek karakterler, kadınlar hakkında “şeytan” ve “gereksiz” gibi düşüncelere sahipler. Bu tür düşüncelerin, belki de bu denli uçuk bir konunun içinde verilerek ne kadar anormal olduğunu göstermek istemiştir belki de Canetti. Bu ve bunun gibi düşünülmesi gereken birçok nokta bulunuyor romanda.

Sonuç olarak, sinirle, sıkılmayla, hayranlıkla ve düşünmeyle geçen bir okuma sürecinin ardından okuyucuya birçok şey kazandırabilecek bir roman Körleşme. Ahmet Cemal’in muhteşem çevirisine de değinmezsem haksızlık etmiş olurum, muntazam. Derin bir soluk alın ve uç noktaları birleştiren yollarda ilerleyen bir kurgunun içine kendinizi atın.