Sinema, kendisinden önce gelişen diğer sanat dallarının (edebiyat, müzik, tiyatro, heykel, dans vs.) hepsiyle az çok ilişki içerisindedir. Ancak en güçlü bağını edebiyat ile kurmuştur. Olay kurgusu olan, oldukça ilgi çekici romanların ticari başarı garantisi ve hazır senaryo gibi avantajları bulunduğundan, sinemaya uyarlanması tercih edilmektedir.

Romanlardan uyarlanan sinema filmleri, romana tamamen sadık bir şekilde, ya da sadece esinlenme şeklinde olabilir.

Romanda, yazar duygu ve düşüncelerini ortaya koyarken; dil, imla, vurgu, noktalama, cümle, konu gibi unsurları ele alarak işler. Filmde ise bu duygular görüntüyle sağlanır. Işıklandırma, müzik, efekt, dekor, kostüm, renk gibi öğelerden yararlanılır.

Genel anlamda, edebiyattan sinemaya yapılan uyarlamaların geçmişi George Melies’in, Jules Verne’den esinlenerek çektiği, 1902 yapımı “A Trip To The Moon” filmine kadar dayanır. Türk sinemasında ise ilk roman uyarlaması olan film, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yazdığı ve 1919’da çekilen“Mürebbiye”dir.

C:\Users\Abdullah\Desktop\1_Z86OnKEPlB4rVcEYWf5m1A.jpeg

Romandan tamamen uyarlanan ya da esinlenen film sayısı o kadar fazladır ki herhangi bir arkadaşınıza “En sevdiğin film ne?” diye soracak olsanız, %90 ihtimalle vereceği cevap, roman uyarlaması bir film olacaktır. İmdb top 250’ye şöyle bir göz attığımızda ve birazcık araştırma yaptığımızda, çoğu filmin roman uyarlaması olduğunu görürüz. Başta da dediğim gibi; edebiyat, sinema için ticari başarı garantisi ve hazır senaryo bakımından eşsiz bir kaynaktır.

Şu an aklımda olan, genel anlamda çoğu kişinin izlediği ve hepinizin bildiği filmleri yazarlarıyla beraber küçük bir liste halinde vereceğim:

Not: Parantez içinde bir isim varsa, o kitabın orijinal ismidir. Diğerleri ise kitapla aynı isimdeler demektir.

  1. The Godfather – Mario Puzo (1972)
  2. Fight Club – Chuck Palahniuk (1999)
  3. The Lord Of The Rings – J.R.R. Tolkien(2001, 2002, 2003)
  4. Forrest Gump – Winston Groom (1994)
  5. One Flew Over The Cuckoo’s Nest – Ken Kesey (1975)
  6. Psycho – Robert Bloch (1960)
  7. The Silence Of The Lambs – Thomas Harris (1991)
  8. The Prestige – Christopher Priest(2006)
  9. Dr. Strangelove (Red Alert) – Peter George (1964)
  10. A Clockwork Orange – Anthony Burgess (1971)
  11. Requiem For A Dream – Hubert Shelby, Jr. (2000)
  12. The Shining – Stephen King (1980)
  13. Blade Runner (Do Androids Dream Of Electric Sheep) – Philip K. Dick (1982)
  14. Shutter İsland – Dennis Lehane (2010)
  15. The Notebook – Nicholas Sparks (2004)
  16. Pride & Prejudice – Jane Austen (2005)
  17. P.S. I Love You – Cecilia Ahernin (2007)
  18. Harry Potter Serisi – J.K. Rowling (2001, 2002, 2004, 2005, 2007, 2009, 2010)
  19. The Green Mile – Stephen King (1999)
  20. The Pianist – Elfriede Jeling (2002)
  21. Dune – Frank Herbert (2020)

Dediğim gibi, bu liste şu an aklımda olan küçücük bir liste. Zaten ne hepsini buraya yazabilirim ne de siz o kadar uzun listeyi okursunuz.

C:\Users\Abdullah\Desktop\1_zBuqWNsJfJdDLNL-Anp3wg.jpeg

Roman uyarlamalarını sadece film açısından düşünmek biraz haksızlık olur. Hali hazırda edebiyat uyarlaması olan diziler de bulunmakta. Şüphesiz ki en popüleri George R. R. Martin’in “A Song Of Ice And Fire” serisinden uyarlama olan “Game Of Thrones” dizisidir. Bu diziye rakip gördüğüm ve şu an çekim aşamasında olan The Wheel of Time var bir de. Robert Jordan’ın yazdığı ve 14 kitaplık fantastik kurgu serisi olan bu eseri nasıl senaryolaştıracaklar merak konusu. 

Şu an devam eden ve çok severek izlediğim bilim kurgu dizisi Westworld’ü de dolaylı yoldan dâhil edebiliriz bu kategoriye. Dizi, direkt bir kitabın dizisi olmasa da Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya kitabından oldukça esinlenmiştir. Hatta bazı karakter isimleri bile aynıdır. Önce kitabı okuyun, sonra diziyi izleyin ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Sherlock, The Man in the High Castle, Hannibal(Mads Mikkelsen’in oynadığı), Aşkı Memnu, Yaprak Dökümü… Daha birçok dizi sayabiliriz uyarlama olan.

Bir de edebiyat uyarlamaları ile ilgili önyargılardan birisi kesinlikle şudur: “Filmini izledim, kitabını okumaya ne gerek var?” Bu kafada gerçekten milyonlarca insan var. Öncelikle, her ne kadar filmi izlendiyse de kitabı okumak apayrı bir tat verir. Okurken, filmde olmayan ayrıntıları öğrenir, kelimler adeta ruhunuza ve aklınıza nakış gibi işlenir. 

Zaten bir romanın tamamını kusursuz bir şekilde filme aktarmak neredeyse imkânsızdır. Mutlaka kesilen diyaloglar, atlanan bölümler ya da yönetmenin kendi kafa yapısına göre eklenen yeni sahneler olacaktır. Ama temel konu neredeyse her zaman kitaptaki konudur.

Tabii ki her zaman çok iyi bir roman iyi bir film olmaz. Ya da kötü bir roman çok iyi bir film olabilir. Bu, filmin yapımcısından tutun da, yönetmenine, oyuncusuna, dekorlara, kıyafetlere, senaristlerin ve yönetmenin kitabı yorumlayış biçimine kadar pek çok farklı unsurdan dolayı değişebilir.

Uyarlama yaparken, romanın yazım tekniği de önemlidir. Oldukça basit ve kolay okunabilir bir romanı uyarlamak kolaydır. Ama bilinç akışı tekniğiyle yazılan bir romanı uyarlamak pek kolay değildir. James JoyceThomas BernhardVirginia Woolf gibi bu teknikle yazan yazarların birkaç istisnası dışında uyarlanamadığını bir gerçektir. Bunun yanında, Türk Edebiyatında oldukça popüler olan Oğuz Atay’ın, Tutunamayanlar adlı eseri de bu sebeple hala sinemaya uyarlanamamıştır.

Özetleyecek olursak; edebiyat, sinemayı sanki kendi çocuğuymuş gibi besleyen ve ona tüm kalbini açarak bakan bir anne gibidir. Eşsiz bir kaynaktır. Okuyun, izleyin ve öğrenin.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 4 / 5. Oy sayısı: 1

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...