Geçen gün Caner Özyurtlu’nun YouTube’da NeyseNe kanalında yaptığı Loş Sohbet programlarından birini izlerken Netflix’te düz dünyacıları anlatan Behind The Curve isimli bir belgesel olduğunu öğrendim. İzleyenler bilir, programın en güzel taraflarından biri de kaliteli sohbetin yanında aralara sıkıştırılan bu film/dizi/belgesel isimleridir. Neyse ne, sonuçta düz dünyacıları ve nasıl bu şekilde düşünebildiklerini merak ettiğim için ilk işim belgeseli izlemek oldu. İzledikten sonra bakış açım ciddi bir şekilde değişti. Merak etmeyin, dünyanın düz olduğunu savunmuyorum. Başlamadan şu kısa uyarıyı geçeyim, belgeseli izlemek isteyenler önce izleyebilir ve sonrasında bu sayfada keyifli bir tartışmaya girebiliriz. Ancak istemeyenler ya da belgeselde duyacakları bazı şeyleri önceden duymayı sorun etmeyenlerle tartışmaya hemen geçebiliriz. Merak etmeyin, bu tartışmayı belgeseli izlemeden de anlayacaksınız.

Neredeyse hepimiz düz dünyacıları çok anlamaya çalışmadan küçümseyip geçiyoruz öyle değil mi? Bu kadar fizik kuralı varken, bu kadar uzaydan çekilmiş görüntüler, dünyanın dışına çıkan insanlar varken dünyanın düz olduğuna, güneş ve ayın aslında iddia edilenden çok daha küçük olduğuna inanmak çılgınlık gibi geliyor. Öyle de zaten. Bu komplo teorisine inanmak için sahiden de biraz çılgın olmak gerekiyor. Ancak bu noktada daha önce düşünmediğiniz ve belgeselin bence en büyük katkılarından olan bir düşünceyi de atlamamak gerekiyor. Derhal beni yazmaya iten bu noktadan başlamak istiyorum.

Sanırım 1.12.00’da ilk defa görülen siyahi bir bilim insanı (ismini göremediğim için yazamadım), diğer bilim insanlarına yaptığı konuşmada şu soruyu sorarak başlıyor: “Daha önce kaçınıza deli denildi?” Salonda birçok el kalkıyor. Daha sonra da açıkladığı gibi, soruyu sorma nedeni şu: Aslında onlar da bazı şeylere, aykırı/farklı düşünen bilim insanları gibi şüpheci yaklaşıyorlar. Onlar da her şeye olduğu gibi inanmak yerine sorgulamayı tercih ediyorlar. Sadece aldıkları eğitim, kişilik özellikleri, çevreleri gibi bazı özellikleri nedeniyle bu konudaki komplolara inanmayı tercih ediyorlar. Aslında hepsi, konuşmacının da söylediği gibi, potansiyel birer bilim insanı. Ancak yaşamları, onları farklı bir bağlama taşımış ve bu bağlamda yanlış/hatalı da olsa her şeye karşı bu şüpheci yaklaşımlarını koruyorlar.

Belgesel tam olarak bu konuda bakış açımı değiştirdi. Şimdi aranızda “Ne fark eder ki, hepsi geri zekalı işte” şeklinde bakanlar da olabilir buna rağmen. Açıkçası diyecek çok bir şeyim yok. Ancak ben artık böyle bakmamayı tercih ediyorum.

Bu noktada kafamızda ikinci soru işareti de oluşuyor: Hadi inandılar böyle bir şeye, ancak araştırdıkça ve önlerine bazı kanıtlar sunuldukça bu komplo teorisine inanmakta hala nasıl ısrarcı olabiliyorlar? Burada şöyle bir şey olduğunu düşünüyorum. İnanmış ve çevresine yaymadan veya diğer inananlarla buluşmadan diğer kanıtları daha mantıklı bulmuşsa geri dönebilir. Bu belgeselde geçmiyor, tamamen benim akıl yürütmem. Ancak inandıktan sonra, tabii ki kişilik özellikleri ve yaşadığı bağlam gibi diğer faktörlerin de etkisiyle, çevresine artık dünyanın düz olduğuna inandığını yayarsa ve düz dünyacıların düzenlediği etkinliklere katılırsa, geri dönülmesi epeyce zor bir hal alabiliyor. Bunun zor olduğu belgeselde de geçen bir nokta. Çünkü buna inandıkları için toplumdan izole edilmeye başlıyorlar. Eşinden boşananlar, yakınlarıyla ilişkisini koparmak zorunda kalanlar veya çevresinde deli diye anılanlar oluyor. İnandığınız bir şeyden ötürü böyle güçlüklerle karşılaşırsanız, büyük ihtimalle o aykırı görüşünüze iyice bağlanmaya başlarsınız. Bağlandıkça daha da izole olursunuz ve bu bir döngüye girer. Sonra bir bakarsınız, sizin gibi düşünen insanlar da var, hatta bunun kongresini bile yapıyorlar. Bir defa katılmanız bile kendinizi çok iyi hissettirir. Sizin gibi düşünen, sizin gibi toplumdan izole olmuş, sizinle aynı sorunları paylaşan bir grup insanla görüşünüzün ne kadar doğru olduğunu tartışıyorsunuz. Kongrenin yapıldığı salonun kapısından çıktığınız anda artık daha sıkı bir düz dünyacısınızdır. İşte bundan sonra, gerçekten inandırıcı ve kesin kanıtlar önünüze sunulsa bile, o yapısından dolayı yanlışlanamayan bazı teorilerinize bağlı kalıp o kanıtları reddetmeyi tercih edersiniz. Çünkü geri dönerseniz, sizi dışlayan insanların ve toplumun görüşünü haklı bulduğunuzu ve yanıldığınızı kabul etmiş olursunuz. Kim bunu ister ki. Uzatmayayım, demek istediğim bu görüşe inandıktan sonra geri dönmeniz bir hayli zor olur. O yüzden bunca kanıta rağmen dünyanın düz olduğuna inanmaya devam eden insanları yargılarken bir kez daha düşünün derim.

Bahsettiğim konuşmacının ve belgeseldeki diğer uzmanların da dediği gibi, onları dikkate almaz ve küçümsersek bu hiçbir şeyi değiştirmez. Görüşleri toplumda büyümeye devam eder. Nitekim birini ikna etmek için onu küçümsemek, en verimsiz yollardan biri olsa gerek. Yaşadıkları ve içinde bulundukları geri dönülmesi güç durumu anlamalıyız. Elbette Amerikan toplumunda yaşasaydık bu söylediklerim daha anlamlı olurdu çünkü bu görüşü destekleyenler genelde o toplumdan çıkıyor. Ancak Türkiye’de de bu görüşün destekçileri olduğunu biliyorum. Olmasa da genel bir durumdan bahsediyorum.

Belgesele dair dikkatimi çeken bir diğer nokta, dünyanın düz olduğuna inananların neredeyse hepsi komplo teorilerinin içine batmış durumda. Evlerinde komplo teorileri kitapları, sürekli bunları araştırmaları ve inanmaları, hatta kendilerine kimi zaman “komplo teorisi avcısı” demeleri bunu gösteriyor. Belki çevrenizde de tanıyorsunuzdur herhangi bir konu hakkında “bizi kandırıyorlar, aslında her şey biliniyor, siyaset falan hepsi oyun bizi şunlar yönetiyor” tarzı teorilere inanan insanları. Tartışmayı denediniz mi? Ben denedim. Açıkçası tartışmada çok başarılı olamadım. Çünkü öyle şeyler söylüyorlar ki, çoğunlukla “Bu neden olsun ki? Bunu neden yapsınlar ki” şeklinde sorular sormaktan başka bir şey diyemiyorum. Çünkü anlattıkları yanlışlanamaz şeyler. Önlerine kanıt sunup “ama bak bu böyle” diyemiyorsunuz. “Bu çok saçma” demek de geçerli bir argüman değil. Sonsuza uzanan tartışmaya dönüşebiliyor nihayetinde.

Belgeseldeki radyocu kadın da bunlardan biri (ismine bakmaya üşendim). Komplo teorilerini araştırıp birçoğuna inanıyor sanırım. Evinde bunlara dair kitaplar var ve kendisine bahsettiğim gibi “komplo teorisi avcısı” diyor. Düz dünyayla ilgili programlar yapıyor ve zaman içerisinde düz dünyacılar içinde kendisine dair bazı teoriler ürüyor: ordunun bir elemanı olduğu, fabrikasyon biri olduğu, aslında gerçekten düz dünyacı olmadığı vs. gibi. Kadın bunlara karşı kanıt olarak kimliğini, ailesiyle çekildiği fotoğrafları gösteriyor. Ancak yine de o ailenin gerçek olmadığı, fabrikasyon biri olduğu ve kendisinin de bunu bilemeyeceği gibi teoriler atılmaya devam ediliyor. Sonrasında kadın, bu teorilerin saçmalığından dem vuruyor arabada giderken. İnsanların düşünmeden her komplo teorisine inandığını, ancak bunları yanlışlamanın ve onları ikna etmenin mümkün olmadığını söylüyor. Tam o anda kendisinin de onlardan bir farkı olmadığını fark etmesi için yalvardım içimden. Ve bir anda “Acaba ben de mi öyleyim?” dedi. Dedim ki şimdi oldu, değişim başlıyor. Yanılmışım. “Hayır hayır, ben öyle değilim” dedi ve konuyu kapattı. Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde kaldım öyle. Ancak her şeye rağmen anlaşılabilecek bir durum. Kadın artık bu durumu kimliğinin ve benliğinin bir parçası haline getirmiş. Bu özelliğiyle var oluyor çevresinde. Bunu kabul etmesi demek, kendi ve çevresi de dahil tüm bağlamını yeniden sorgulaması ve değiştirmesi anlamına geliyor ki farkındalığa ulaşmanın en zor adımı da budur zaten, beraberinde getirdiği değişim mecburiyeti. Velhasıl suçlayamadan, anlamaya çalışarak ama çok da anlayamayarak öylece kaldım üzgün bir şekilde.

Yazıyı fazla uzatmayayım. Eğer düz dünyacılar hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız izleyin derim. Ancak düz dünya teorilerine derin derin girilmiyor haberiniz olsun, tartışılan nokta o değil. Daha çok bunu savunanların hayatlarına odaklanıyorsunuz. Bu da keyifli bir deneyim.

Sonuç olarak toplumda kesin kabul edilen bazı görüşlere katılmayıp aksini savunanları öylece dışlamak ve küçümsemek, hiçbir çözüm getirmeyecektir. Bunu sadece düz dünyacılar için düşünmeyelim, her türlü aykırı görüş için geçerli diye düşünüyorum. Onları anlamaya çalışıp bunu belli ederek, karşı görüşünüzü uygun bir şekilde ifade ederek ve bu düşüncelerinden dolayı ilişkinizi bozmayarak devam etmek en doğru yol olsa gerek. Yoksa dünyanın düz olması gibi bir fikre bile sıkı sıkıya bağlanabiliyor insanlar.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...