Descartes’ın kemiklerini sızlatmadan önce bir kez daha düşünülmesi gereken söz.

Ağır şüphenin desteğiyle varlık felsefesinde kendine yer edinen bu anlayış, sanıldığı kadar basit değil.

(bkz: ontoloji)

Öncelikle bu söz, “düşünüyorsam ben de bu işte varım,” şeklinde yüzeysel, güncel, somut veya motivasyon içeren gazlayıcı anlamlar taşımaz. İnsanların önemli bir kısmı bu aşamada eleniyor. kaldı ki, hiçbir şey anlamasan bile, sözün yüzyıllardır değerini koruyan felsefi bir anlayış olduğundan hareketle, bu ve benzeri yakıştırmaları yapamamak gerekir.

Öte yandan sözün lafzıyla sabit kalarak, “düşünüyorsam bu hayatta varımdır, bu barizdir, ama bu bağlantı oldukça basit, eh tabi, yine de güzel söz,” mantığıyla olaya yaklaşan, önceki gruptan nispeten daha çok anlamış bir kitle var. Açıkçası sözü bu şekilde anlayan bir insan, sözü kaliteli buluyorsa, otoriteye gereksiz saygı duyduğu içindir. Bu zihinle sözü saçma bulması gerekir.

Aslında bu son yaklaşım, yani “düşünüyorsam var olduğum barizdir zaten, çok da düşünmeye gerek yok ehehe” yaklaşımı, lafzı itibariyle kabaca doğru olsa da, sözün aslının bulunduğu soyut düzlemin yanından bile geçmemekte. Zira öncelikle başta belirttiğim ağır şüphe kafasına girebilmek gerekir. Bu zihinsel yapıyı anlaşılır kılabilmek için disipliner düzeyde olmasa bile bazı sorular ve yaklaşımlar faydalı olabilir.

Şu an bu yazıyı okuduğunuz ortamda bulunan nesnelerin, belki etkileşimde olduğunuz insanların ve genel olarak zihninizdeki hayat algısı ve dış dünyanın gerçekliğinden emin olabilir misiniz? Yoksa bütün bu olanlar adeta bir halüsinasyon gibi zihninizde canlanan fikir formları mı? Evet, “bütün bu olanlar.” Bu laf oldukça kapsayıcı ve ufuk açan cinsten.

Hemen yanı başınızdaki eşinize, dostunuza “sen gerçek misin,” diye sorarak işin içinden çıkmak mümkün değil. Çünkü zihninizin formu bu ayrıntıyı da kapsıyor. Bugüne kadar şüphesiz teslim olduğunuz duyularınıza ve algılarınıza güvenmeniz ne kadar doğru? Yaşamınızın bugününe kadar olan döneminin rüya olma ihtimali gibi. İçinden çıkılamaz bir oyuna istemsizce dahil olmuş durumda buluyorsunuz kendinizi. Okuduğunuz bu yazı ve söz konusu sorgulamanın kendisi bile zihninizin ürünü olabilir. Bu durumu bilimle veya hayatın içinden bir yolla test ederek cevap bulmanız da imkansız.

Dış dünyayı geçelim, bir aşama daha var. Bütün bunlardan şüphe eden özümden de emin olamayabilirim. Bugüne kadar koşulsuz biat ettiğim şahsım, en büyük zihni kalıbım, oyunun başrolü, oyunu benim için var eden karakter, gerçekten var mı? Hiçbir şeyden emin olamıyorum, kendimden nasıl emin olabilirim? Her şey ama her şey şüpheli, Bu nasıl bir azap?

İşte bu noktada descartes’ın, mantıksal çıkarım içeren, “tek emin olduğum şey şüphe ettiğim gerçeği, o halde şüphe eden var, o halde bir şeyler mutlaka var, en azından ben varım,” şeklinde bir gidişatı ortaya çıkıyor. Sonuç olarak “cogito ergo sum” diyerek ve oldukça basitleştirerek, yüce anlamına da değer kaybettirmeden mükemmel bir sunum ortaya koyuyor.

“Düşünüyorum öyleyse varım,” yoğun bir anlayışı öz ve net bir şekilde ortaya koyan; ömrü, bu eşsiz sunuma borçlu olan harika bir anlatımdır.

Bu yazı, Ekşi Sözlük‘te paylaşılmıştır.