Mors Principium Est, adını “Ölüm Başlangıçtır” anlamındaki Latince deyimden alan, 1999’dan beri faal olan, Finlandiya’nın en ünlü melodik death metal gruplarından biridir. Yıllar içinde azala azala 2 kişi kalmış olmaları insanı üzüyor.

Diskografi:

Inhumanity (2003)
The Unborn (2005)
Liberation = Termination (2007)
…and Death Said Live (2012)
Dawn Of The 5th Era (2014)
Embers Of A Dying World (2017)
Seven (2020)

Grubun kurucu ekibinden kimse kalmamış durumda. Son olarak davulcu Mikko Sipola’ya da yol vermişler (Sanırım koluyla ilgili bir sağlık sorunu da vardı) ve artık 2 kişiler: Uzun süredir grubun ana vokalini üstlenen Ville Viljanen ve yaklaşık 10 yıldır grubun solocusu, teknik destek ekibinin başındaki isim ve tuşlularından sorumlu olan Andy Gillion. Ben The Unborn ve Liberation = Termination dönemlerinde kendilerini dinleyip beğenmiş ama kısa süreli bir heves gibi gördüğüm grubu gene kısa süre içinde unutmuştum. Şimdilik son albümleri olan, satışa sunulalı neredeyse 1 hafta olmuş Seven’ı dinleyebildim.

Albüm sertlik ve çiğlik olarak 10 yıl önceki Mors Principium Est’i andırıyor, evet ama bir şeylerin eksik ya da ruhunun bayatlamış olduğu hissi de gayet belirgin. Grubun içsel yolculuğa dayalı, sıklıkla da “var olma”yı eleştirip tartışan sözlerine alışkınım. Seven da farklı bir konsepte sahip değil. Ancak, rifflerin çiğliği ve melodikliği ile sözlerin uyumsuzluğunu yer yer fena halde yaşadım. Albümün lezzetli çiğlerinden biri olan Lost In A Starless Aeon’un değişken akorlarına alışılıyor (ve kimi zaman da insanın hoşuna gidiyor) ama “I was drifting through time/ Laughter, used to fill my days/ But now, only sorrow knows my name” sözlerinin girdiği, yarı-nakarat yerlerinde hem grubu hem de ürettikleri müziği garipsedim. Şarkının nefis bir solosu da var. “Bunların hepsi beni boşluğa itti” desem, yalan söylemiş olmam.

Kurtarıcım olan, albümdeki tek bir şarkıyı hepsinden ayırıyorum: In Frozen Fields. Dümdüz death metal girişli, Viljanen’in küfredermiş gibi yaptığı vokalle güçlü, ritme ayak uydurup kulak delmeyen kickleriyle başarılı bir şarkı bu. Nakaratındaki ağıt hissi “laps!” diye sahne aldığı için hiç beklemediğiniz anda kalbinizden yediğiniz kurşunu sorgulamaya başlıyorsunuz. Nakarattan sonra ise, şarkı kaldığı yere de geri dönemiyor; bambaşka bir kapı açılmış ve siz içeriye doğru, istemeden, ürkekçe bir adım atmışsınız gibi hissediyorsunuz. “When the snowfall is blinding/ You try to find your way/ Back to the place where you belong/ Back to your loved ones” nakaratından sonra hiçbir şey aynı kalmıyor; Gillion’ın solosuyla birlikte eski rayına oturan akorlar bile başınızın dönmesini geçiremiyor. Nefis şarkı, dumanlıymış gibi hissettiren bir kafa, sağlam kickler ve albümün tamamına hakim olduğunu düşündüğüm uyumsuzluğu elinin tersiyle iten dehşetengiz bir uyum. Albümün en iyisini dinlediğimi düşündükçe, tekrar tekrar dinledim. Fikrim değişmedi.

Finlandiya’nın en iyi death metal gruplarından birine laf etmek olmaz. Ben beğenmemiş olsam da, son albüm özelinde bile halen çok iyiler. Mors Principium Est’i henüz dinlememiş olanlar varsa, önce 2005-2007 arasında ürettiklerinden başlayabilirler. Ardından, doğrudan son albüme geçiş yapabilirler. Odin yollarını açık etsin.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...