Matteo Garrone‘nin yönettiği italyan yapımı film (2018). İlk gösterimi Cannes’da yapılmış ve en iyi erkek oyuncu ödülünü almış başroldeki yetenekli ama başka pek bir yerde oynamamış abimiz. 91. Akademi Ödülleri’nde de yabancı dildeki en iyi film dalında aday aday olmuştur ama seçilmemiştir.

Gerim gerim gerilim filmi öncelikle, izlemeyenler için. Film çok başarılı cidden. Bildiğin sevdim yani. Oyunculuklar, sahneler, renkler, mekan, kurgu, işleniş falan genel olarak başarılı. Gri ağırlıklı renkler de gerilimi pekiştiriyor. Sayısı çok olmasa da mekanların da başarılı bir seçim olduğunu düşünüyorum.

–spoiler–

Zorbalık. Hayatta en nefret ettiğim konu. Gerçekten daha nefret ettiğim bir şey yok. Yanıp tutuşuyorum zorbalığa karşı. Ellerim ayaklarım titriyor. Zorbalık içeren filmleri de kolay kolay izleyemem o yüzden. Bir de bazı filmler, film olduğu için zorluyor zorbalığı ve gerçekçiliğini kaybediyorlar ve bu irite ediyor. Ama öyle bir film değildi. Zorbalık çoktu ama tamamen masum bir karakter yok gibiydi. Gerçekçiydi zorbalık kısmı, abartılmamıştı, olabilme ihtimali vardı. Fazla empati yapıyorum sanırım karakterlerle. Ama bu sefer izin vermedi Marcello empati kurmama. Çünkü ilk bakışta da olsa yanlış tercihler yaptı. Kötü işlere zorla karıştı gibi görünse de aslında hepsinde bir şekilde çıkarını da düşündü. Bu yüzden diğer bazı filmlerdeki zorbalık sahneleri kadar etkilemedi. Köpek kısımları da gergindi biraz. Köpeklerin yanında tamamen rahat olan biri değilim, belki de o yüzden ama o korkunç görünen agresif saldırgan köpekleri temizlemesi, masaj yapması, sinirlenmelerine rağmen devam etmesi, yaklaşması falan gerilimliydi.

Senaryoya gelecek olursak… Matteo’nun hırsızlık olayından sonra ihbar etmeyip hapse düşmeyi tercih etmesi herkes için yanlış tercihtir büyük ihtimalle. Bunun sebebini düşündüm filmi izlerken. Polise “hayır imzalamayacağım” derkenki ifadesinden bir şeyler çıkarmaya çalıştım. 2 şeye ihtimal verdim. İlki, kızı var ve ona bir şey olmasından korkuyor olabilir çünkü kötü adamımızın kendisi içeride bile olsa zarar verebilecek dışarıda adamları vardır muhtemelen. İkincisi, kendine bir şey olmasından korkması. Birkaç yıl içinde çıksa kötü adamımız, öldürmek için geri dönecektir muhtemelen. Bunları hesaplayınca bir yıl içeride yatmak mantıklı gibi duruyor. Ama her şeye rağmen öyle birini içeri attırmak daha mantıklı gibi. Önemli değil, sonuçta zor karar.

Peki madem korkuyordu, dönünce korkmadı mı meselesi… Hapisten çıkınca 1 yılın vermiş olduğu bir birikmişlik vardı üzerinde. Ayrıyeten dönünce itibarının yerle bir olmuş olduğunu gördü. Saygı gördüğü komşuları artık onu bir hain olarak görüyorlardı ve Zorba’ya karşı çıkarken “burayı yapmam zaman aldı, her şeyim yerle bir olacak” dediğini düşünürsek itibarına ve var olan yaşamına çokça değer de verdiği görülüyordu. Ya parayı alıp bastıracaktı bu üzüntüsünü, belki de gidecekti o hazırladığı arabasıyla ya da itibarını geri alacaktı. Bu ikisi olmadan bir hiçti ki bu duygulanım başarılı şekilde aktarılmıştı izleyiciye. Sonra Zorba’yı öldürmeye girişti zaten. Ama ilk amacı öldürmek değildi zannediyorum ki. Tuhaf, düşünülmesi gereken bir nokta. Özür diletmeye çalışıyordu kafese koyarak. “Özür dile bitsin bu iş” diyordu hatta kafese koyduktan sonra da. Hala eski yaşamının bir parçasını tekrar elde etmeye yönelik bir umudu vardı sanki. Zaten barışmışlardı, araları kötü değildi denebilir ki bu düşünceyle özür diletmeye çalışmasına başka bir anlam yükleyemiyorum. Herhalde amacı hala parayı almaktı bunları yaparken. Salt bir intikam ya da özür diletip bırakma gibi bir amacının olduğunu düşünmüyorum çünkü adamımız gerizekalı değil, yaptığı her şeyden bir çıkarı vardı aslında. Neyse, sonuçta işler istediği gibi gitmiyor ve öldürüyor, ölmesine göz yumuyor belki de.

Sonrası her şeyi açıklıyor zaten. Önce kurtulmak istiyor. Sonra sesler duyuyor, seslerin pek gerçek olmadığını anlıyorsunuz, sanrısal sesler. Yaptığı şeyle, yani öldürdüğü Zorba’yla itibarını geri kazanmak istiyor. Gidip bağırıyor gelin ne yaptım bakın diye ama duymuyorlar. Buradan da belli sanrı olduğu. Ancak ölü bedenle gittiğinde kimsenin olmadığını görüyor. Bir hayal kırıklığı yaşıyor. Boşa öldürmüş gibi oluyor. Eline hiçbir şey geçmedi. Bir yıl içeride yattı, Zorba’ya karşı çıktı, dayaklar yedi, en sonunda öldürdü ama eline hiçbir şey geçmedi. İtibarı hala kayıp. Çünkü “ezik” bir karakter, belli, öyle ezik bir karakterle sağladığı o itibar çok değerli bunu anlayabiliyorsunuz. Sonraki sahnelerde ağır ölü bedeni taşımaya çalıştığını ve çok zorlandığını görüyoruz. İşte o beden, artık bir yükten başka bir şey değil onun için. Artık itibarını geri alabileceği bir şey değil, sadece bir yük. Altında çok zorlandığı bir yük. Onu taşıyıp taşıyıp çocuk parkının orada, yani dükkanlarının karşısında bırakıyor ve yanına oturuyor.

Sonrasında boş boş baktığı uzun bir sahne var. Benim yorumum gerçeklikle yüzleştiği bir sahne olduğu yönünde. Belli belirsiz kafa sallıyor çok defa. Sonra “napalım” dercesine bir baş hareketi var yine belli belirsiz. Hayal kırıklığı belli oluyor tabi, gözleri dolu falan bi umduğunu bulamamışlık var. Çevresine bakıyor, sürekli gözleri birini arıyor. Zaten cesedi oraya, en yoğun insanla dolu bölgeye getirme sebebi herkesin görmesini istemesi. Önce tenhada tek başına yakacakken çocuk parkının ortasına getiriyor, filmdeki en kalabalık ve merkezi bölgeye. Cinayet işlemiş olsa da “bunu ben yaptım” diyerek itibarını geri kazanacak. O uzun sahnede de bununla yüzleşiyor. Kendini ikna ediyor gibi bir bakıma. Tartıp biçip o kararı veriyor yani. Kendini doğrulama, kendine hak verme süreci bir bakıma.

Kesinlikle başarılı film. Karakterler yorumlanmaya çok açık. Muhteşem oyunculuk Marcello Fonte‘den. Senaryo çok iyi. Sahneler çok iyi. Duygu aktarımı çok iyi. Benim anladığım şeyler çok iyi. Anlamadığım çokça şeyin olduğu da hesaba katılmalı.

Son olarak adam günlük hayatta çok tatlı. Sürekli aşkım demesi köpeklere, kızıyla iletişimi falan. Pamuk gibi adam. Biraz ezik gibi görünüyor ama harika biri sanki. Belki gerçekçilikten bi tık uzak bile olabilir. Madem bu kadar tatlı bir adam niye boşanmış, niye çok sevilmiyor, bu kadar tatlıyken kötü işlere neden bulaşıyor (bu kadar iyi insan olması, kabul görmek için uyuşturucu sattığı argümanını da çürütüyor bir bakıma) gibi sorular var. Yalnızken bile tatlı.

–spoiler–

Birçok adaylığı ve ödülü var filmin. O yüzden değerini bulamadı gibi söylemlerde bulunmak istemiyorum. Ancak her şeye rağmen, en azından çevremde, daha çok yankı uyandırmalıydı diye düşünmekteyim. Böyle başarılı karakter çizimlerini, yorumlanması gereken detayları, başarılı görüntüleri ve çarpıcı sahneleri her zaman göremiyoruz ne yazık ki.