Dijital… Sözcüğün kendisi bile yorucu değil mi? Son zamanlarda beni yordu. Instagram, Twitter, sözlükler derken fark ettim ki vaktimi, odağımı ve dolayısıyla bilişsel kapasitemi olması gerektiğinden fazla işgal ediyor. Bu metni yazmamın sebebi de budur.

Dijital minimalizm kavramını çok sevdim. Tam bu aralar, dijitalle arama nasıl bir mesafe koysam diye düşünürken keşfettim. Sanırım Cal Newport’un aynı isimli kitabıyla ünlenmiş bir kavram. Dijitalden kopamayacağımız bir gerçek. Sosyal medyadan da öyle, kapatmak ve silmek gerçek bir cesaret istiyor. Durum böyleyken telefonu bir kenara atamayacağımız, tüm uygulamaları silemeyeceğimiz ortada. Zaten bunlar kişinin ne kadar, o da tartışılır. Sonuç olarak yapabileceğimiz tek bir şey kalıyor geriye: sadece gerektiği kadar bakmak.

Konunun ne kadar ciddi olduğunu görebilmek için ekran sürenize bakabilirsiniz, birçok telefonda bulunan bir özellik. Benim günlük ortalama 3 saat ve bunların içerisinde dizi ya da uzun videolar izleme bulunmuyor. Yani günde 3 saat sosyal medyaya ve iletişime vermişim. Whatsapp hariç sosyal medya uygulamalarının ekran sürelerini topladığımda 2 saati buluyor. Eminim ki daha az sıklıkla, 2 saat değil de yarım saat baksaydım hiçbir şey kaçırmış olmayacaktım. Günlük 1.5 saatimi gereksizce harcıyorum. 1.5 saat birçok şey için yeterli hatta bazen fazla bir süre. Elbette bunun gün içine dağılmış bir süre olduğunu farkındayım. Yani sosyal medyaya daha az bakarsam akşam 1.5 saatlik boş vaktim olabilir gibi bir durum söz konusu değil. Yine de her ne olursa olsun daha verimli geçirilebilecek bir süre. Örneğin e-kitap okumak veya KifiSanat gibi sanat platformlarına göz atmak gibi. Ya da sadece durmak. Durmamaya, hiçbir şey yapmadan öylece oturmamaya o kadar alışmışız, görsel uyaran almaya o kadar bağımlı olmuşuz ki bu fikrin korkunç geldiğinin farkındayım. Eminim ki birçoğumuz hiçbir şey yapmıyor oluşumuzun ikinci dakikasında uyaran yetersizliğinden rahatsız olup sıkıldığımızı fark ederiz.

Kitap okurken zorlandığımı fark ediyorum. Öyle ki birkaç dakikada bir, belki de her sayfada gözlerimi başka yere çevirmek, odağımı dağıtmak, elimi telefonuma atmak gibi istekler duyuyorum. Bunları çoğu zaman bastırıyorum ancak odaklanmış bir derin okuma sağlamıyor maalesef. Bunun da sürekli ve birim zamanda oldukça fazla görsel uyaranlara maruz kalmamıza bağlıyorum. Artık kitap sayfaları gibi renksiz ve ışıksız nesneler beni tatmin etmiyor, okurken beynim pop-up gereksiniyor. Ben gerçekten odaklanmış, aklım ve gözlerim sürekli başka yere gitmeyen bir okuma deneyimi istiyorum. Bunu, eski okumalarımı özlediğimi fark ediyorum.

Bunun için yapmayı düşündüğüm şeylerden biri de meditasyon. Hem uyaran ihtiyacını düzenleme hem odaklanmayı artırma yönüyle keyif alabileceğim, sadece kendimle kalabileceğim ve kendimi dinleyebileceğim bir meditasyon sürecinin oldukça faydalı olacağını düşünüyorum.

Tekrar dijital konusunda dönecek olursak, bu konuda son yıllarda geliştirilen kavram olan FOMO (Fear of Missing Out – Kaçırma Korkusu) bahsettiğimiz rahatsızlığa dair bir neden verebilir. Sosyal medyada bir şeyler oluyor ve ben kaçırıyorum, gündemi kaçırıyorum, arkadaşlarım bir şeyler yapıyor ve ben kaçırıyorum korkusu. Farkında olduğumuz bir korku olmasa bile belki de altta yatan sebep. Çok yoğun olduğum ve gün içinde telefona hiç bakamadığım günlerin sonunda yatağa yatıp elime telefonu aldığımda anlıyorum ki hiçbir şey kaçırmamışım. Birkaç haber başlığı sadece, onları da 5 dakikada okuyup uyuyabilirim aslında. Ancak olmuyor, en az yarım saat tutuyor kaçırdığın gereksiz paylaşımlara bakmak. Burada önemli olan, dikkatinizi çekmek istediğim nokta hiçbir şey kaçırmadığımı fark etmem. Eminim ki birçoğumuz da böyle bir şey yaşadığında bunu fark edecektir ya da fark etmiştir. Yani sosyal medya kullanımımızı çok sınırlasak, sadece sabah akşam 15’er dakika baksak bile hiçbir şey kaybetmiyoruz. Bu nokta oldukça önemli zira bir kaybımız olsaydı bunu hayata geçirmek çok daha zor olurdu.

Daha fazla uzatmaya gerek yok. Kitap okumak gibi eylemleri de kirleten bir dijital deneyim, hayatımda yeri olmasını istemediğim bir unsur. Teknolojiyi her ne kadar sevsem ve takip etsem de doğal keyiflerin ve deneyimlerin elimden alınması kabul edebileceğim bir durum değil. İçinde bulunamadığım, sadece görsel (biraz da işitsel) olarak algılayabildiğim dünyadansa içinde bulunduğum, görüp duymanın yanında diğer duyularımla beraber tam olarak hissedebildiğim bir dünyada bulunmayı tercih ederim. Bunun için hayatımda bazı değişikliklere gitmem gerekecekse buna hazırım ve bu metni yazarak ilk adımımı atıyorum.

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 5 / 5. Oy sayısı: 2

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...