Anlamlı olabilecek şeylerle yaşayanların korkunç sınırlarına hapsedilmek istemiyorum. Hayır istemiyorum bunu: uydurulmuş bir gerçeklik istiyorum.

Yaşam Suyu, Clarice Lispector, s.22
Clarice Lispector

Clarice Lispector… 1920’de doğmuş ve yaşamının ilk yıllarında fazlaca zorluk yaşamış bir yazar. Yaşam Suyu, başyapıtı olarak nitelendiriliyor. Yaşadığı dönemde Avrupa’da bir ün kazanmış olsa da ölümünden (1977) yıllar sonra tekrar ünlenmiş diyebiliriz. Tartışmalara konu olmuş bir yazar. Yaşam Suyu’nun tanıtım yazısından da belliydi farklı bir metin olduğu. Böyle bir merak içerisinde aldım kitabı.

Kesinlikle kolay bir metin değil. Yoğunlaşabilmiş bir okuma istiyor. Görünüre değil, uyandırdığa hisse odaklanmanızı istiyor metin. Derinlemesine düşünmek değil, mantığı devreden çıkarmak gerekiyor. Bu yüzden her okuyuşunuzda farklı anlamlar çıkarmanız mümkün oluyor. Bu da “anlamıyorum” kaygısı uyandırabiliyor okuyucuda. Aslında yazar, uygulamanız gereken reçeteyi kendi kitabında veriyor:

Söylediklerimi sadece yüzeysel olarak dinle, anlamsızlığın içinden bir anlam doğacak, benden açıklanamaz şekilde yüksek ve hafif bir hayat doğduğu gibi.

Yaşam Suyu, Clarice Lispector, s.26

Metin, sizden bir okuma yöntemi talep eder. Kimi metinler, olayı zihninizde canlandırarak okumaya devam etmenizi bekler ve böylece sürükleyici bir deneyim yaşarsınız. Bu sürükleyiciliği bozmamak için de metindeki pürüzleri en aza indirmeye çalışır yazarlar. Pürüzsüz bir okuma… Kimi metinler ise cümlelerin üzerinde düşünmenizi, hızlıca okuyup geçmemenizi ve mantığınızı her an kullanıma hazır şekilde bekletmenizi ister. Böyle metinlerin anlaşılır olma kaygısı vardır. Okur, ne kadar anlarsa o kadar başarılı olur metin. Üstelik farklı anlamlarla da ilgilenmez, aksine metinden çıkarılabilecek anlamı teke indirir ve o anlamı keskinleştirir. Yaşam Suyu’nda ise bunların hiçbiri yok. Ne aklınızı kullanmanızı ne de hızlı bir okuma yapmanızı amaçlıyor yazar. Cümleleri okuyup hissetmenizi istiyor. Sadece bu.

Okurken bu kadar başarılı olabileceğini düşünmemiştim. Başladığımda anlaşılması ve takip etmesi zor bir metin olduğunu gördüm. Böyle metinler yazmak zor değildir. Dil konusunda becerisi belli bir seviyede olan herkes biraz zorlayarak böyle metinler çıkarabilir. Ancak birkaç sayfa okudukça bunun klasik bir zor metin olmadığını anladım. Metindeki ifadeler klasikten oldukça uzaktı. Bu kelimelerin nasıl yan yana geldiğine ve böyle anlamlar (pardon hisler) uyandırabildiğine şaşırmaya başladım. Bir yandan yazması çok da zor olmayan ve bu yüzden pek değerli olmayan bir metin gibi düşünürken diğer yandan da müthiş bir yaratıcılık ve akış (trans) sürecinin sonucunda oluşmuş bir eser olduğunu düşünüyordum. Kararsızlığım, biraz daha okuyunca son buldu. Bu metnin birçok benzerini görebilme şansımız olsa da böyle bir nitelikte, kalitede metni görebilmemiz çok zor. Yazma atölyelerinde ya da yeraltı metinlerinin yer aldığı fanzinlerde, internet sitesinde veya kimi kitaplarda benzer bir metin okuyabilirsiniz. Ancak aradaki farkı görmek muhtemelen çok zor olmayacaktır.

Kendini bir akışa kaybetmeden, salt düşünerek yazılabilecek bir metin olduğuna inanmıyorum. Rasyonelliğim burada son buluyor. Bu akışı kolaylaştıracak bir şeyler alıyor muydu yazar, bilmiyorum. Metinden öyle bir izlenim aldım. Kitaptaki ifadeler düşünme sürecinin ürünü olamaz. Birkaç örnek verirsem daha anlaşılır olacaktır:

Bütün bunlar kara bir ayinin duası ve ürkütücü bir amin dileği: çünkü kötü olan kormumasızdır ve Tanrı’nın onayına ihtiyaç duyar: yaratılış bu işte.

Yaşam Suyu, Clarice Lispector, s.21

…tutkuya yeteneğim var…

Yaşam Suyu, Clarice Lispector, s.23

Anlamlı olabilecek şeylerle yaşayanların korkunç sınırlarına hapsedilmek istemiyorum. Hayır istemiyorum bunu: uydurulmuş bir gerçeklik istiyorum.

Yaşam Suyu, Clarice Lispector, s.22

Yeni bir cümle için bekliyorum. An meselesi. Saniyelerden bahsetmişken, zamanın bugün ve şimdi ve şu an olmasına dayanabilir misn diye soruyorum. Ben dayanabilirim çünkü kendi plasentamı yedim.

Yaşam Suyu, Clarice Lispector, s.37

Şimdi kitabın neyi nasıl anlattığını merak ediyor olabilirsiniz. Monologlar halinde ilerliyor. Kurgusal özelliği en alt düzeyde, takip etmeniz gereken olay çok az. Teması ise daha çok zaman. Resim yapmaya başlamadan önce bir alıştırma mahiyetinde yazmaya başladığını söylüyor anlatıcımız. Daha sonra sözcükler çekici geliyor ve devam ediyor. Geçmiş ya da gelecek değil, sürekli bir “an” anlatılıyor. Resmin bir anı gösterdiği gibi, bu kitap da sürekli anları anlatıyor. Bunu da şöyle ifade ediyor:

…”haçlılar, tüccarlar ve çobanlar karavanlarını Tibet’e doğru sürüyorlar ve yollar çetin ve ilkel.” Bu cümleyle bir sahneyi doğurdum, fotoğraf makinesinin flaşının patlaması gibi.

Yaşam Suyu, Clarice Lispector, s.24

Her ne kadar her cümleyi anlamanız, üzerinde düşünmeniz beklenmese de uyanık kalmanız gereken bir metin. Odağınız kolayca dağılabiliyor ve o sırada okuduklarınız hakkında en ufak bir fikriniz olmuyor. Günlük yaşamın yorucu renklerini bir kenara bırakıp kendinizi anın griliğine bırakın ve izin verin zaman geçsin. Kaçırdığınız şeyler muhtemelen çok da önemli değil. Gerçek bir okuma deneyimi yaşayın. Meditasyon gibi.

Son olarak çevirmen Başak Bingöl Yüce’nin çok iyi bir iş çıkardığını, büyük zorlukların altından kalktığını söylemeliyim. Kendisinin de şu yazıda bahsettiği gibi zorlu ve üzerinde düşünülmesi gereken bir süreç. Zira yazarın kendisi “Resmi yazıya, müziği yazıya, yazıyı resme çeviriyor.” MonoKL Edebiyat ise Clarice Lispector’un kitaplarını özgün görseller ve kendini belli eden renklerle sunuyor.

https://t24.com.tr/k24/yazi/clarice-ben-ve-digerleri,1310

http://www.milliyetsanat.com/yazar-detay/elif-tanriyar/havanin-muzigini-yazan-yazar-clarice-lispector/8311

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...