Bildiğiniz gibi 28 Mayıs Salı günü gündem, Abdullah Şevki’nin Zümrüt Apartmanı adlı kitabında geçen pedofili sahnesiyle meşgul oldu. Bu konuda sosyal medyaya baktığımda, neredeyse diğer tüm konularda olduğu gibi farklı yönleriyle düşünme zahmetine girmeden doğrudan etiketleyerek “sapık pedofili yazar” şeklinde bir tepki ön plana çıktı. Hatta haber siteleri bile Abdullah Şevki’yi “iğrenç satırların sahibi sapık yazar” şeklinde sundu. Belki bu satırları okumadan önce siz de benzer bir tepki göstermişsinizdir. İşte tam da bu yüzden, birilerini aklamak için değil, olayı etraflıca düşünüp sağlam bir fikre varabilmek için bu yazının yazılmasını gerekli gördüm. Tamamen gündeme dair olduğu için de geleneğe uymayıp cumartesi günü yayınlamadık. Ayrıca yazının ilk halinde kitaptan roman diye bahşedilmişti birkaç yerde, onlar düzeltildi çünkü kitap öykülerden oluşmakta.

Ne oldu?

Abdullah Şevki’nin Zümrüt Apartmanı adlı 2013 yılında çıkmış olan kitabının bir sayfası, sosyal medyada oldukça tepki çekti. Bu tepkinin nedeni, pedofili bir bireyin küçük bir bebeğe karşı ilgisini ve bebeğe uyguladığı bir cinsel istismarın detaylarıyla ve karakterin yaşadığı duygularla birlikte verilmesi şeklinde ön plana çıkıyor. Sanıyorum ki bu noktada, yazara ve kitaba gösterilen tepkilerden örnekler vermek ve bu örnekleri okuduktan sonra metne devam etmek daha doğru olacaktır.

İşte kitaba ve yazara gelen yoğun tepkilerden birkaç örnek:

Sanat – rahatsız edici içerik ilişkisi

Rahatsız edici bir içeriği olan, hatta bu içeriğin gerçek hayatta gerçekleştirilmesi bir suç olan birçok sanat eseriyle karşılaşmışızdır. Katillik / insan öldürme temasını işleyen birçok film ve kitap mevcut mesela. Tecavüz denildiğinde de aklıma ilk Irreversible (Gaspar Noe, 2002) gelirken pedofili teması da Srpski (Srđan Spasojević, 2010) filminde işlenmekte. Bu filmlerde bunların rahatsız edici bir içerik olarak sunulduğu ancak kitapta zevkli bir eylem gibi verildiği söylenebilir. Burada da Hannibal’ı örnek vermek yerinde olacaktır zannediyorum. İnsan eti yemek zevkli bir eylemmiş şeklinde gösteriliyor.

(Kitap hakkında daha fazla konuşmadan önce Zümrüt Apartmanı’nı okumadığımı söylemeliyim. Yani kitap hakkındaki tüm yorumlarım, sanat kaygısı taşıyan bir eser olduğu varsayımı üzerine kurulu.)

Yukarıda bahsedilen film ve dizilerden bu kitabı ayıran temel bir özellik de sinema ile edebiyat arasındaki temel fark aslında. Vahşi / dehşet verici bir olaydan bir insanın zevk alması bir filmde aktarılırken olayın vahşiliğinin görsel bir şekilde sunuluyor olması nedeniyle odaklandığımız kısım, olayın ne kadar zevkli bir olaymışçasına aktarıldığı değil, ne kadar vahşi olduğu oluyor. Ancak edebiyat burada ayrılıyor. Bir kurgusal metinde dehşet verici bir olay anlatılırken eğer anlatım 3. şahıs yoluyla yapılıyorsa, bu dehşet ve karakterin aldığı zevk beraberce daha rahat sunulabilir. Bu aslında sinemaya daha yakın olacaktır. Ancak 1. şahısla anlatılıyorsa dehşet verici olay, olayın vahşiliği ön plana çıkmayacak ve okuyucu tüm olanlara zevk alan bir karakterin gözüyle tanık olacaktır. Bir başka deyişle, vahşi olay aslında zevk verici bir olay gibi aktarılacaktır çünkü anlatan (yazar değil anlatıcı) zevk alıyordur. İşte burası sinemadan, daha da daraltmak gerekirse yukarıda bahsedilen film ve dizilerden edebiyatın ayrıldığı nokta. Yani görsel sanatın anlatım yolu ile sessel sanatın anlatım yolunun ayrışması, doğal olarak böyle bir farkı doğurmuş durumda. Sonuç olarak baktığımız zaman, bu film / diziler ile Zümrüt Apartmanı ve buna benzer kurgusal metinler arasında sanatsal düzlemde farklı sanat dallarından gelmelerinin oluşturduğu doğal farklılık dışında pek bir fark yok.

Eğer bu saydığımız filmler ile benzer sahneler içeren metinlerin aynı konumda olduğunu kabul edersek tartışma farklı bir noktaya evrilecektir. Peki bu suç mu, yoksa sanat mı? Sanatın birçok açıdan bir dışavurum olduğu uzun zamandır kabul gören bir görüş. Üzerine birçok farklı düşünce daha söylenmiş olsa da sanatın dışavurum yönü hala birçok esere temel oluşturuyor diyebiliriz. Çok önceden beridir sanatçılar, içlerindeki kimi duygu ve düşünceleri sanat eserleri yoluyla aktarmıştır. İnsanın, içindeki ilkel istekleri sanat – spor gibi alanlar vasıtasıyla yansıtması aslında birçok sorunun, sorun olmaktan çıkıp yararlı bir esere / sonuca dönüşmesi şeklinde son bulur ve bu istediğimiz / amaçladığımız bir şeydir. Yani keşke pedofili, bir eylem olarak ortaya çıkmak yerine sanat eserleri vasıtasıyla zararsız şekilde yansıtılabilse. Aynı şiddetin sporla, öldürme isteğinin sanatla yansıtılabildiği gibi. Tabi buradan yola çıkarak her yazılan eser, sahibinin his ve arzularının dışavurumudur demek biraz fazla genelleyici ve iddialı bir düşünce olur. Ayrıca bu eserlerin toplum içerisinde yayınlanıp yayınlanmaması gerektiği de ayrı konudur.  

Çizgiyi nereye çekeceğiz?

Son zamanlarda pek sık kullandığım bir cümle bu. Çünkü bir fikir ya da duruş belirtirken, bunun mantıksal açıklaması yapılmış ve sınırları çekilmiş olmalı. Yani “x sebepler yüzünden karşıyım,” dediğimde; “peki y de benzer, arasında ne fark var, neden x’e karşısın da y’ye değilsin?” diye sorarsa biri sebeplerini, farklarını açıklayabilmeliyim. Aslında temel olarak bir düşünce sistemi ve fikir / duruş beyan etmeden evvel bunların mantıksal temelini oluşturmaktan bahsediyoruz ki bu şekilde olması gerektiğinin reddedilebileceğini zannetmiyorum.

(Bu soruyu sormadan önce suç ile “olmaması gereken metin” arasındaki farka dikkat çekmek istiyorum. Bunun bir suç olup olmadığı, sonraki başlıklarda tartışılacaktır. Şu an kanunlar perspektifinin dışından, sadece böyle eserlerin olmasında bir sıkıntı olup olmadığı yönüyle incelenecektir.)

Eğer Zümrüt Apartmanı’na “sapkın” ya da “yazılmaması gereken bir metin” diyeceksek, diğer eserlerle farkı noktasında çizgiyi nereye çekeceğiz? Hangi metin ya da eserde sorun yok da hangisinde var? İnsan öldürme, cinayet, tecavüz gibi temaları işleyen eserler sorunsuz ve olmasında bir sakınca olmayan eserler ise, Zümrüt Apartmanı neden sorunlu ve olmaması gereken bir eser? Bu soruya verilebilecek birkaç cevap var, beraber inceleyelim.

İlk cevap, pedofiliyle diğer suçların ayrı ele alınması ile ilgili. Yani bir ‘insan öldürme’ sakıncasız bir temayken pedofili sakıncalı bir tema anlamına geliyor bu. Ancak bu düşünce, hem sanat eseri konularının sınırlandırılması anlamına gelir ki bunun antik dönemde yapılandan pek bir farkı olmayacaktır; hem de temellendirilme noktasında sıkıntılıdır çünkü neden sorusuna net bir cevap verilemez. (Hatırlatayım, bunun toplumun büyük bir yarası / sorunu olduğu için yayınlanmaması gerekir düşüncesi bu başlığın konusu değil, “suç” başlığının konusu.) Yani bir insana işkence etmekten ayıran ne? Sadece çocuklar üzerine olması ise konu, Hakan Günday’ın da bir çocuğa işkence etmeyi hatta cinsel saldırıda bulunmayı konu aldığı metinleri var, onunla nasıl ayrıştıracağız? Hakan Günday bunu birinci şahıstan anlatmıyor, üçüncü şahıs anlatıcıyı kullanıyor ve böylece dehşet hissi okura aktarılabiliyor. Yani Günday’ın metinlerinde bir sakınca yok, Şevki’nin bu metninde sakınca varsa o zaman burada sorun metnin temasının pedofili olması değil, başka bir şey. Ayrıca haber sitelerine Elif Şafak’ın Mahrem kitabında da pedofili sahnelerin olduğu bilgisi düşmüş durumda. Peki neden Şafak tepki görmüyor da Şevki toplumdan temizlenmesi gereken biri olarak görülüyor?

Öyleyse pedofilinin nasıl aktarıldığı önem kazanıyor. Bunun dehşet verici bir olay gibi sunulması, metni “aklayan” bir unsurken, bundan keyif alan karakterin gözünden bakıldığında olay zevkli bir olaymışçasına sunulması metni “karalayan” bir durum olarak karşımıza çıkıyor. İşte burada da bir insanı keyifle öldüren birinin bakış açısından yazılan metinde bir sorun görmüyorken neden pedofilide görüyoruz sorusu yanıt bulamıyor. Bu örneği insan eti yiyen, insana işkence yapan kişileri işleyen metinlere de genişletebiliriz. Ancak işin içine cinsellikle ilgili bir suç girdiğinde işler değişiyor, örneğin tecavüzden keyif alan bir adamın gözünden yazılan bir metin de eminim ki bunun kadar tepki çekecekti. Bir insanı öldürmekle ona cinsel saldırıda bulunmak arasında, ilkine değil de ikincisine olumsuz yaklaşabileceğimiz bir farkın olduğunu zannetmiyorum. Demek ki her şeye rağmen kötü bir eylem, ondan zevk alan karakterin gözünden zevkli bir eylemmişçesine anlatıldığında bu, o eylemin zevkli bir eylem gibi sunulmak / özendirilmek istendiğini göstermiyor. Ya da yazarın bu tarz eğilimleri, istekleri var anlamına da gelmiyor. Sonuç olarak, bir sanat eserinde pedofilinin nasıl işlendiği de onu sorunlu yapmamalı emsallerine bakarsak.

Peki sorunlu olan ne? Bir sanat eserinde pedofili, neden ondan zevk alan kişinin gözünden işlenmemeli insan öldürme işlenebiliyorken? Zümrüt Apartmanı gibi bir metin neden yazılmamalıydı ve neden sakıncalı? İşte bu sorulara, sanat eserlerini etraflıca kapsayacak bir temellendirmeyle yanıt vermek pek olası değil. Bu açılardan bu metne karşı çıkışlarımız, emsalleri ve sanatın doğası düşünüldüğünde temelsiz çıkıp çürüyor. Yani herhangi bir kurgusal sanat metnine, işlediği konu sebebiyle “yazılmamalıydı” demek pek mümkün görünmüyor.

Kurgusal metnin içeriği sebebiyle yazarı suçlamak da ayrı bir konu (toplumsal açıdan). Maalesef neredeyse herkesin düştüğü bir hata bu. Bunun, kötü karakteri canlandıran bir oyuncuya tepki göstermekten farkı çoğu açıdan yoktur. Yani Abdullah Şevki’nin kurgusal bir metinde pedofili içeren bir sahne yazdığı için sapık ilan edilmesi, maalesef ülkemizde sanatın anlaşılamamış olduğundan dolayı içimi acıtan bir mevzu. Gerçekten de o sayfayı yazarken keyif almış ve pedofili bir insan olabilir Şevki, ama bu kanıtlanamayacağı için verilen tepkileri haksız görmekteyim. Eğer bir katilin gözünden cinayeti işleyen bir yazar katil olmuyorsa, bir istismarcının gözünden istismarı işleyen bir yazar da sapık olmamalı. Konunun daha hassas bir konu olması, bu mantıksal ilişkiyi bozan bir unsur olamaz.

Böyle bir metin yayınlamak suç mudur?

Hukuk bilgim sınırlı ancak bir haber sitesinde (link için tıklayınız) suç olduğu söylenmiş. Bu konuyu hukukçulara bırakıp biz olayı toplum yönüyle ele alalım.

Buraya kadar olan bölümde aslında böyle bir eser yaratmanın birey ve sanat bazında bir sakıncası olmadığı sonucuna vardık. Çünkü sakıncalı olduğunu söylersek, emsalleri göz önüne alındığında bu düşüncemizle tutarlı bir tepki vermiyor oluyoruz.

Böyle kurgu metinler yazmak sakıncalı değil, peki yayınlamak sakıncalı mı?

Çocuğa karşı cinsel istismarın toplumumuzda ve gönüllerimizde bir yara olduğu açıkça ortada. Bu davranışın yayılmasını ve özendirilmesini engellemek adına bazı önlemlerin alınması normaldir. Bunun için de, maalesef üzülsek bile, bazı sanat eserlerinin sınırlandırılması gerekebilir. Bunun içinde de çocuğa karşı cinsel istismarı dehşet verici bir olay şeklinde aktaranlara sınırlama getirilmeyebilir, ancak Zümrüt Apartmanı gibi bundan zevk alan pedofili bir karakterin gözünden anlatıldığından dolayı olay zevkli bir olaymışçasına anlatıldığı için bu metne sınırlama getirilebilir. Toplatılma ve satıştan kaldırma gibi.

Ancak buraya kadar bahsettiğimiz kısım, özendirmenin önüne geçme ve önlem oluşturma kısmıydı. Böyle bir kurgu metni yayınlamayla, bir çocuğun çıplak görüntülerini videolu şekilde kaydetmeyi bir tutmak ve aynı suçtan ceza vermek şüphesiz ki adil değildir. Çünkü biri, bir kimseye karşı yapılan istismar iken diğeri bu istismarı konu edinen kurgusal bir sanat eseri ortaya koymaktır ki aradaki fark gün gibi açıktır. Benzer şekilde birine gidip uyuşturucuyu övmek ve özendirmek ile uyuşturucunun verdiği keyfi bir şarkıda kullanmak arasındaki fark gibi. Evet o şarkı, eğer özendirmemeyle ilgili politikayı kabul ediyorsak sakıncalı ve önlenmeli. Ancak uyuşturucuyu övmekle aynı konumdaki cezayı vermek pek adil görünmüyor ki birçok kişi bu farkı sebep alarak “free ezhel” sloganları atmıştı zamanında.

Sonuç olarak sakıncalı bir sanat eseri üretmek ile onu topluma açık şekilde yayınlamak arasında fark olduğunu düşünmekteyim. Ve ilki kesinlikle sorunlu bir davranış değilken ikincisi bazı politikalar gereği sorunlu bir olay olarak ele alınıp engellenebilir.

Pedofili Suç Değil Bozukluktur!

Pedofili bozukluğu; depresyon, şizofreni, bipolar bozukluk gibi tedavi edilmesi gereken bir ruhsal bozukluktur. Elbette ki bu bozukluklardan birçok yönüyle ayrılır. Ancak bu bozukluktan muzdarip olan bireylerin, “suçlu” damgası yemelerine rağmen bu bozukluğa sahip olup olmama konusunda bir insiyatifleri bulunmamaktadır. İşin suç kısmı, birey bir çocuğu istismar ettiği ve isteklerini davranışa döktüğü anda başlar. Burada da suç diye nitelediğimiz şey ise hissettiği duygu ya da çekim (yani bireyin pedofiliden muzdarip bir birey olması) değil, yaptığı davranıştır. Bu ayrıma da dikkat etmek gerektiğini düşünmekteyim.

Bir bireyin pedofili tanısı alabilmesi için en az 6 aydır süren ve bir çocuğa karşı cinsel ilişkiyi içeren tekrarlayıcı, yoğun ve cinsel uyarılmayı içeren fanteziler, dürtüler ya da davranışların bulunması; çocuklara karşı uyarılmanın yetişkinlere nazaran daha fazla olması; kişinin bu dürtülerden etkilenmesi ya da kişilerarası ilişkilerini etkilemesi ve kişinin en az 18, çocuğun da kişiden 5 yaş küçük olması gerekmektedir.

Olayın davranışa geçmiş ve suç olmuş halini bir kenara bırakıp sadece tanı için konuştuğumuzda, hepimiz pedofili tanısı alabilirdik. Hepimiz ergenliğin son yıllarında çocuklara karşı cinsel ilgi hissettiğimizi fark edebilir ve bu konuda endişelenebilirdik. Bu yüzden pedofili’yi bir suç olarak aksettirmeden önce, bunun öncelikle hepimizin başına gelebilecek bir ruhsal bozukluk olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir.

Dünyada pedofili bozukluğundan muzdarip, suça hiç bulaşmamış ve bulaşmayacaklarına yemin etmiş, bilinçli birçok insan bulunmakta. Hatta bu bozukluktan muzdarip kişilerin açtığı internet siteleri de mevcut. Buralarda hiçbir zaman bir çocuğa dokunmayacağına yemin eden bireyler dahi mevcut. Demek istediğim, pedofili bozukluğu hakkında bir yorum yapmadan önce, bu noktaları da hesaba katmak gerektiğini düşünmekteyim. *

Bu istek ve meyil davranışa dönüştüğünde ise kavram suç’a dönüşüyor ve tedavisi cezaevinde yapılması gereken bir bozukluk halini alıyor. İşte bu noktada cezalandırma ve önleme ile ilgili birçok konu tartışılabilir. Ancak bir ruhsal bozukluğa sahip olmaya suç gözüyle bakmanın bedensel bir engele sahip olmaya suç gözüyle bakmaktan bir farkı olduğuna inanmıyorum.

Sonuç olarak pedofili bir suç değildir. Pedofili sonucu ortaya çıkan çocuk istismarı bir suçtur. Ki çocuk istismarlarının da önemli bir bölümünün pedofili tanısı almış kişiler tarafından işlenmediği de ortaya koyulmuştur.

Sonuç olarak…

Şimdi tüm bu başlıklar ve bilgiler çerçevesinde verilen tepkilere baktığınızda ne düşünüyorsunuz? Böyle eserlerin toplumda yayınlanmasının yanlış olduğunu düşünüyor olabilirsiniz, bunun için önlemler alınır. Ancak böyle bir eser yaratmanın bir suç olarak değerlendirilmesinin, birkaç sebeple haksız olduğunu yukarıda belirttik. Böyle bir eser yaratanı “pedofili” şeklinde damgalamanın da sanatın doğasına baktığımızda oldukça yanlış olduğunu açıkladık (bu, “eseri yaratan kişi kesinlikle pedofili değildir” anlamına gelmemektedir). Üstüne bir de pedofili tanısı almış bir birey olsa bile, sahip olduğu meyili sanat gibi ulvi diye nitelendirdiğimiz bir alan vasıtasıyla yansıtması şüphesiz ki davranışa geçirmesinden daha iyidir. Ayrıca bireyin, pedofili bozukluğundan muzdarip olmasından dolayı suçlanamayacağını, bunun ruhsal bir bozukluk olduğunu ve hepimizin bu bozukluktan muzdarip olma ihtimalimizin bulunduğunu belirttik.

Sonuç olarak verilen tepkiler, nereden bakarsanız bakın oldukça sıkıntılı tepkiler olarak göze çarpıyor. Maalesef birçok tepki benzer minvallerde veriliyor.

Umuyorum ki yeni bakış açıları sağlayabilmiş ve düşüncemi yanlış anlaşılmalara mahal vermeden açıklayabilmişimdir.

Sağlıcakla.

*: https://noktahaberyorum.com/pedofili-bir-suc-degil-bir-bozukluktur-seran-vreskala.html