Şimdi sizlere muhteşem bir filmden bahsedeceğim. Filmimiz 12 yaşında olan Conor’ın etrafında şekilleniyor. Conor derslere dikkatini veremeyen, sürekli kabadayılardan dayak yiyen bir çocuktur. Eve döndüğünde de hasta annesiyle vakit geçirmektedir. Bir gün Conor’u ağaçtan bir canavar ziyaret eder ve Conor’a üç hikâye anlatacağını, zamanı geldiğinde ise Conor’un dördüncü hikâyeyi anlatmasını isteyecektir.  Bu aradan filmimiz kitaptan uyarlama. Henüz kitabını okumaya fırsatım olmadı ama aklımda. 

GUEST_db722594-20e7-4d1e-95e6-a0b5c965d3e3.jpg

Kitap: https://www.dr.com.tr/Kitap/Canavarin-Cagrisi/Edebiyat/Roman/Korku-Gerilim/urunno=0000000586058

Manzaralar, görsel efektler, canavarın kendisi ve canavarın anlattığı animasyon şeklindeki rüya sahneler o kadar güzel düşünülmüş ki ve bir o kadar ince bir işçilikle çok güzel yansıtılmış. Filmimiz oldukça dramatik ve yer yer ise melankolik. Filmde kullanılan ışıklandırmalar, efektler filmin konusuyla muhteşem bir uyum göstermişler. Yaşanmadan tahmin bile edilemeyecek korkunç bir tramvayı enfes senaryo ile anlatan muazzam anlatan film. Yaşanmadan ancak bu kadar hissedilebilir. Filmde hem Conor’ın gerçekte yaşadıkları hem de hayal dünyasında yaşadıkları hissettirilmeye çalışılmış ve bence gayette başarılı olmuş. Oyunculukta en ön planda olan Conor’ı canlandıran Lewis MacDougall, 2002 doğumlu ve annesini 11 yaşında kaybetmiş. Filmde ki atmosferi oldukça iyi yaşattığını düşünüyorum.

Çoğu kişiye oldukça yüzeysel gelebilecek bu filmi biraz derinlemesine inceleyelim.

nintchdbpict000289957746-e1483042502329.jpg

Filmin olayı, annesi ölmek üzere olan bir çocuğun gördüğü bilinçaltında yarattığı canavar üzerine kurulu. Filmde birçok ruh hali söz konusu birçok dram var. Öncelikle hasta bir anneye sahip olmasına karşın Conor’ın kendi kendine yetmeye çalışması, temel ilgi ve ihtiyaçları bu kadar erken yaşta kendi halletmesi başlıca bir dram unsuru. Bunun üstüne yalnız ve bir o kadar da içine kapanık olması filmi daha dramatize hale getiriyor. Filmde de olduğu gibi bazen çocuklar çok acımasız olabiliyor ve tabi ki de Conor’da bu durumdan nasibini alıyor. Kendi sınıfından olan 3 çocuğun fiziksel ve psikolojik şiddetine maruz kalmasına rağmen ağzını açmaması filmin ilerleyen sahnelerinde de anlayacağınız gibi tamamen conor’ın cezayı hak ettiğini düşünmesinden kaynaklı. Fakat bununla da bitmiyor. Annesinin hastalığının ilerlemesi sonucu anneannesinde kalacak olması Conor’ın bilinçaltında resmen bir haykırış uyandırıyor çünkü iyi ya da kötü şekilde Conor kendine bir düzen kurmuştu. Bu düzenin bozulması ve daha kötüsü annesinin bu hastalık savaşını kaybedeceğini inanması ve buna yönelik hayatında değişikler yapması Conor’ın ruh halini daha depresif daha karamsar ve daha saldırgan hale getiriyor. Bitti mi dersiniz, hayır. Bitmedi. Bu süreçler yaşanırken Amerika’da yeni evi, yeni işi ve yeni ailesi olan babası gelir. Babasının gelmesiyle işlerinde biraz daha yoluna gireceğini uman Conor tamamen hayal kırıklığına uğrar. Anneannesi yerine babasında kalmayı teklif eden Conor’a babası: bizim evimiz küçük, anca bize yetiyor sana oda yok, diyerek red eder. Tüm bunların üstüne bir de babası tarafından istenmez reddedilir. Babası yılbaşında gel olur mu der. Çocuğun ruh sağlığını daha da bozarak Amerikaya geri gider. Bunların arasında yemekhanelerde herkes kahkahalarla gülerken Conor’ın morali bozuk şekilde ve yalnız oturması, okuldaki öğretmenleri tarafından kayrılması ve herkesin içinde “İyi misin? Konuşmak ister misin?” gibi şeyler sorarak durumu daha da berbat etmeleri de var. Farkındaysanız bu kadar dramdan bu kadar olaydan bahsettim fakat daha canavarımızdan bahsetmedim. Daha bu yaşında bunca badirelerle uğraşmaya çalışırken kendine itiraf edemediği şeylerin ağırlığı altında ezilmesinden bahsetmiyorum bile.  

Gelelim canavarımızın anlattığı hikâyelere. Canavar’ın anlattığı üç hikâye, Conor’ın isyanını ve öfkesini ortaya çıkarırken, yalnızlığını aşmak için attığı adımların oluşum sürecini de sağlamlaştırıyor. Canavarın 3 öyküsündeki olayların aslında görüldüğü gibi olmaması, doğruların bilinmemesi gibi etkenlerle conor kendi vicdanını ve suçluluk duygusunun üstesinden gelmeye çalışmış. Anlatılan hikayelerde bir o kadar da güzel ilk iki hikayeden sonra üçüncü hikayede conor’ın da dahil olması çok daha muhteşem bir detay olmuş. 

Dikkat çeken diğer noktalarsa, Conor’ın okuldaki anneannesinin çok önem verdiği eşyaları paramparça etmesi, çer çöpleri parçalayarak öfkesini atmaya çalışması, dayak yediği serseriler ”seni artık umursamıyoruz, yoluna bak.” dediklerinde onları döve döve hastanelik etmesi… Tüm bu davranışların sebebi, bilinçaltındaki suçluluk duygusundan kaynaklı cezalandırılma beklentisi. Yani, annesi hastalandıktan sonra türlü tedavilere cevap alınmadığı, conor’ın hayatının kâbusa dönmeye başladığı, artık annesinin iyileşme umudunun kalmadığı dönemlerde bilinçaltı annesinin ölmesini diliyor. Bilinçaltındaki bu düşünce, düşle bilince ulaşarak kendini gösteriyor. Conor’un maddi ve manevi zarar görmeye neden olabilecek tüm bu davranışlarının bilinçaltının annesinin ölümünü dilemesinden dolayı üst benliğin, egoya dayattığı cezanın sürekli yerine getirmeye çalışmasından kaynaklı.

Filmde en muhteşem detaylar arasında annesinin yaptığı çizimler, canavar ağacı yaratması ve porsuk ağacıyla beraber oğlunu yokluğuna hazırlaması, bir diğer detay ise kâbusun sürekli yarıda kesilmesi bunun nedeni çocuğun kâbusunda annesinin elini bıraktığı için kendini affetmemesi üzerine doğacak suçluluğun başlamadan son bulmasını istemesi. Kâbusundan sürekli uyanmasının sebebi Bu hissettiklerini bir türlü kabullenememesi.

Şuraya da bağırarak söylediği favorimi bırakayım:

baf4df1489096c9ec6354995a1b8a1b9.png

Beğenip beğenmediğiniz konusunda hiçbir fikrimiz yok...

O yüzden bu yazıya geri bildirim verebilir misiniz?

Ortalama oy: 0 / 5. Oy sayısı: 0

İlk defa oylanacağım...

Beğendiğinize sevindik...

Peki sizinle sosyal medyada da buluşmak istesek...

Tüh...

Beğenmeme nedeniniz öğrenebilir miyiz?

Dökün içinizi gitsin...